Sivas’ın tarihi sokaklarında ve Zanaatkârlar Çarşısı’nın taş duvarları arasında, zamana karşı direnen bir ses yankılanıyor. Bu ses, 65 yaşındaki saraç ustası Celalettin Karagöz’ün dükkânından geliyor. Unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarının son temsilcilerinden biri olan Karagöz, elindeki deriyi büyük bir maharetle işlerken aslında sadece bir malzeme değil, koca bir tarihi hayatta tutmaya çalışıyor. Dededen babaya, babadan ise kendisine devrolan bu 4 kuşaklık miras, bugün Sivas’ta sadece iki kardeşin omuzlarında yükseliyor.

60 Yıllık Bir Ömür: "13 Yaşında Evimi Geçindiriyordum"

Mesleğe adanmış bir ömrün hikayesini anlatan Celalettin Karagöz, bugünkü gençlerin hayal dahi edemediği bir çocukluk yaşadığını dile getiriyor. Mesleğe başladığı yılları ve verdiği mücadeleyi şu sözlerle ifade ediyor:

"Dededen babaya, babadan da bize kadar gelen 4. nesil bir meslek ve saraçlık mesleğini yapmaktayız. 60 senedir biz bu işi yapıyoruz. 13-14'lü yaşlarda evimi ben geçindiriyordum. Şimdiki gençler bunu duyunca inanmıyor. Eskiden her şehirde 6-7 tane saraç vardı ama şimdi 1-2 tane kaldı her şehirde. Bize de dededen gelen meslek olduğu için Sivas'ta sadece abim ve ben yapıyoruz" dedi.

Faytondan At Arabasına Türkiye’nin Malzemesi Sivas’tan

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, geleneksel işçiliğin yerini hiçbir şeyin tutamayacağını kanıtlayan Karagöz, dükkânından Türkiye’nin dört bir yanına hizmet veriyor. Üretim yelpazesinin genişliğine değinen usta, "Türkiye’nin 4’te 3’üne iş yapıyorum. At, at arabası, fayton ve binicilik üzerine malzemeler yapıyorum. Ancak teknoloji canavar bir şekilde olduğu için bu mesleği de bitirdi" diyerek modern dünyanın geleneksel zanaatları nasıl yuttuğuna dikkat çekiyor.

Çırak Bulamama Çıkmazı: "Eğitim Sistemimiz Yanlış"

Sadece saraçlıkta değil, tüm el sanatlarında büyük bir kan kaybı yaşandığını vurgulayan Celalettin Karagöz, çırak yetişmemesinin nedenini mevcut eğitim sistemine bağlıyor. Geçmişle günümüz arasındaki farkı şu sözlerle özetliyor:

"Çırak da yetişmiyor; sadece bu meslekte değil, el sanatları üzerine hiçbir meslekte çırak yetişmiyor. Çünkü bizim eğitim sistemimiz yanlış. Eskiden 'bu çocuk okur, bu çocuk okumaz sanata verin' derlerdi. Ama şimdi okusa da okumasa da 18 yaşına gelen çocuğa anne babasının sözü geçmiyor, ustasının sözü hiç geçmez. İnsanlar 'eti senin kemiği benim' lafını yanlış anlıyor. Anne baba şefkati ile eti senin kemiği benim demek istiyor."

Kaybolan Saygı ve Usta-Çırak Kültürü

Celalettin Usta, dükkânındaki sessizliği geçmişin o saygı dolu günlerini yad ederek bozuyor. Eskiden usta ve öğretmenlere duyulan saygının zanaatın temel taşı olduğunu belirten Karagöz, konuşmasını şu duygusal sözlerle tamamlıyor:

Kapısından Giren Geçmişe Dönüyor!
Kapısından Giren Geçmişe Dönüyor!
İçeriği Görüntüle

"Öğretmenlerimizden eskiden biz korkardık; bizi anne baba şefkati ile severlerdi. Şimdi ise durum çok farklı. Zanaat, sadece işi öğrenmek değil, o edebi ve ahlakı da kuşanmaktır. Ne yazık ki bu zincir kırıldı."

Sivas Zanaatkârlar Çarşısı’ndaki bu küçük dükkânda, Türkiye’nin dört bir yanına gönderilen her bir parça, aslında bir devrin son çığlığı niteliğinde. Celalettin Karagöz, ömrü yettiği sürece o dikişi atmaya, o deriyi işlemeye devam edecek; ancak arkasından gelecek birinin olmaması, Sivas’ın kültürel hafızası için büyük bir yara olarak kalıyor.

Muhabir: Bahar Hızar