CAN KIRIKLARI Günlerdir dilim suskun, nefesim kesik. İki lâfı bir araya getiremedim. Gönül dilim de yandı. Düşüncede bile çaresizlik ne demekmiş onu da yaşadım. “Bir varmış” la başlayan hayatlar “Bir yokmuş” la yitiverdi. Daha yapacak çok işi olanlar, hayallerini gerçekleştirmek için çabalayanlar, hayal dünyasında gezinenler. Hayallerine hayal katanlar. Ekmek parası için canla başla çalışanlar. Ay sonunu nasıl getireceğini, aldığı kredi borcunu nasıl ödeyeceğini kara kara düşünenler. Bunun yanı sıra bilmem hangi mekânda buluşmak ve bunu sosyal medya aracılığıyla duyurmak üzere sözleşenler. Emekliliğin keyfini sürmek için hazırlananlar ile aslında keyfinin çıkmadığını bilenler. Yeni hamile kalanlar, cinsiyet heyecanı duyanlar, doğum yaklaştıkça uyku düneği kaybedenler. Arzuları istikametinde doğum günü konseptine kafa yoranlar. Şöyle filanca siteden gönüllerine göre bir ev plânlayanlar ile o, gönüllerince aldıkları ev için mobilya beğenmeye, perde bakmaya doyamayanlar. İnsan değil miyiz, hepimiz böyle yaşıyoruz. Bütün bunlar daha uzar giden ama sözün kısası felaha eren ve eremeyenler bu günün gecesinde yaşanacakları nerden bilebilirdi? Bu gecenin sabahına yüz binlerce bina gibi dağın taşın bile alt üst olacağını her şeyi bir anda kaybedeceğini kimler bilebilirdi? Meğer sahibi olduğumuz her şey, peşinden koştuğumuz dünyalıklar ve hayaller hepsi boşmuş. Beğenmediklerimiz, ötelediklerimiz, kırgınlıklar ve küskünlükler hepsi boşmuş. “Yüzüme niye öyle baktın?” gibi önemsiz konulardan çıkan ve sonu ölüme giden kavgalar, kadın cinayetleri, hayvan eziyetleri, siyasî çekişmeler, yalan-dolan üzerine kurulan hayatlar ve mağdurları… On üç buçuk milyon insanla beraber hepimiz göçüğün, yıkımın altında kaldık. Deprem bölgesindekiler depremi bizzat yaşarken bizler o yıkımı, o yükü yüreklerimizde hissederek dizlerimizin üstüne çöküp kaldık. Çok canımız yandı(!). Çaresizlik içinde kaldık. Beynimiz ve duygularımız sadece çaresizlik üretti. Aynı düşünceler içinde batağa batar gibi battık. Ulaşamamak, el uzatamamak, onlarla göz teması kuramamak, seslerine ses; nefeslerine nefes olamamak bizi kemirdi durdu. Canımızı çok acıttı çook!.. Boğazımda doksan dokuz düğüm olduğu halde dilim de tek bir kelime bile yok. Yok işte… Dedim ya beynimiz sadece çaresizlik üretti diye… Gönül fırtınam hâlâ dinmedi. Şiddetini gittikçe artıyor bile. Keşke zihnimden geçenleri kalemim olduğu gibi yazsaydı, yazabilseydi. Yazmadı… Belki de yazmak istemedi. Daha doğrusu o düşünceler kalemime gelmek istemedi. Düşünce denizinde çırpınıp duruyorum. Ağzımı bıçak açmıyor. Gönül pınarımın çoşkulu suyu kesildi. Sadece hüzün damlıyor. Gözyaşımı dışa akıtamadım. Oysa ki içimde ne yangınlar vardı. İçimdeki fırtına estikçe yangınımı körükledi. Çağlayan misali içime içime ağladım ama yürek yangınımı söndüremedi, yürek sızıma çare olamadı. İçime akıttığım her damla hüznüme hüzün; acıma acı kattı. Çaresizliğimi şaha kaldırdı. Yiten her can vücut sarayımdan bir tuğla çekti. Yıkılan her bina üstüme çöktü. Allah’ım bu yük nasıl taşınır bilmiyorum. Zor olduğu kesin ama yardımı senden istiyorum. Allah’ım bu felâket hepimizin gönlüne ferahlık getirsin. Bu ağır yükü üzerimizden alsın. “Ben olmazsam her şey kalır. İşler yolunda gitmez. Ben!.. Ben!.. Ben!..” diyen insanoğluna inşallah bu sebeple sevginin, huzurun, iyiliğin, doğruluğun ve adaletin yolu açılır. En çok da bize insanlığı, insan olduğumuzu hatırlatır. Ülkem, başın sağ olsun, selâmete eresin!.. Yüreğimdeki canlar size de sonsuz rahmet olsun!.. Geride kalan canlara da Rabb’im merhamet kapılarını açsın. Tez zamanda maddi manevî yaralarını sarsın!.. Düşüncemde birbirini çoğaltan ayna kırıkları, yüreğimde yiten can kırıkları… Kaldığı yerden hayata devam…