Güzel ahlakın zirvesinde merhamet bulunur.
Merhameti olmayan bin insanını güzel ahlakından bahsedilemez.
Hz Peygamber efendimiz : “ Ben güzel ahlakı tamamlamak için geldim. “ buyurmuştur. Bize emredilen ve yasaklanan ne varsa güzel ahlak yolunda emin adımla yürümemiz içindir.
Hz Peygamber efendimiz bu emir ve yasakları kendi güzel ahlakında toplayan ve burada eriten en mükemmel insandır.
En güzel örnektir.
Vücut ikliminde merhameti baskın olan insanda öyle güzel hasletler ortaya çıkar ki…
Adalet, cömertlik, kul hakkına riayet, doğruluk, yalan konuşmama, hakkı olmayan şeye elini uzatmama…
Merhameti olmayan bir insanda ne adalet olur ne cömertlik ne de doğruluk...
Günümüz de ister herhangi bir kurumda, ister daha geniş manada ülke yönetiminde merhametsiz bir yönetici varsa manzara nasıl olur, bir düşünün?
Kendi rahatça koltuğunda oturur, bir eli yağda bir eli balda adalet, doğruluk ahkâmı keser durur. Bulunduğu yer ve bulunma şekli onu samimiyetten uzaklaştırır.
İçi çürük olan ve gösteriş amaçlı bir karakter ile görüntü verir.
Merhameti olan bir yönetici kendi tebaasında bulunan kişilerin ne yiyip ne içtiğini, hangi zorluklarla karşılaştığını bilir ve bunları çözmek için tedbirler alır.
Bir kuruma işçi alınacak olsun. Merhametsiz işçi adayı ve onun ebeveyni bir tanıdık bulup daha avantajlı olabilmek için her şeyi yaparlar.
Tanıdığı olmayan gariban diğer aday o işin ehli olmasına rağmen geri planda kalır.
Torpil ile işe giren işçi ve yakınları : “ Allah nasip etti, girdik “ diyerek haram ve yanlış işlerine Yüce Mevla’yı da ortak etme cüretini gösterirler.
Hz. Ali efendimiz ne de güzel ifade etmiş: “ İnandığın gibi yaşamazsan yaşadığın gibi inanırsın.”
İnandığı gibi yaşamak
Yaşadığı gibi inanmak
Toplum bu iki ifadenin tüm olumsuzluğunu hayatına adapte etmiş durumda.
Kimileri yanlış gözle, beyinle okumuş yanlış anlamış öyle yaşıyor.
Kimileri yanlış yaşantılarını bir kalıp kabul etmiş dini kuralların üstüne örterek bir model oluşturmuşlar.
Ne olursa olsun bir insanda öncelikle merhamet olacak daha sonra bunu doğru kaynaktan ilim ile süsleyecek.
İşte o zaman ne güzellikler meydana gelir, bir hayal edin.
Coğrafyamıza bir göz atalım ahlaki yozlaşma zirve yapmış, sapkınlık artmış, hırsızlık, dolandırıcılık, zulüm… dizginlenemiyor.
Aile yapıları çatırdıyor, gençler geleceğe ümitle bakamıyor.
Gençler zor şartlarda okumuş, lisansını –diplomasını eline almış ve işsizler kervanına katılmış. Birileri ise kandil günü doğmuş gibi kaymaklı işlerde istihdam imkânı bulabiliyor.
O da yetmiyor öğrencilerin okuyabilmek için aldığı öğrenim kredileri için devlet icra işlemi başlatıyor. Öğrenciye kredi verilmesi bile yanlışken arkasından gelen dayatmalı haciz işlemi ne derece doğru olabilir. Devlet istihdam oluşturacak, meslek planlaması yapacak bu devletin görevi.
Ama devlet hiç birini yapmıyor ve faturayı öğrenciye kesiyor.
Bu verilen kredi değil bir BURS olmalıdır.
Biraz merhamet.
Selam ve dua ile.