Hz. Ali (as) : " Dünyanın temeli dört şey üzerinedir: İlmiyle amel eden âlimle, öğrenmeyi ayıp saymayan cahille, fakirlere cömertlik eden zenginle ve ahiretini dünyasına satmayan fakirle. O halde âlimin ilmine amel etmediği, cahilin öğrenmeyi ayıp saydığı, zenginin cimrileştiği ve fakirin de ahiretini dünyasına sattığı günden korkun!" demiştir.
Müthiş bir tespit yapmıştır.
Bundan ne anlıyoruz?
İnsan ilim tahsil etmek zorundadır. Dinimiz de bunu emretmektedir. Bu yolda mesafe kat etmiş kişilere âlim denir. Avamdan daha bilgilidirler, okudukları şeylerden derin manalar çıkarabilirler. İşte bu kişiler ilminin kendisine tuttuğu ışık ile insanlara faydalı hizmetler sunmalıdırlar. İnsanları aydınlatmalı, onlara yol göstermelidirler.
Konuyu bilmeyen kişi o hususta cahildir. Diretmemeli ve o konuyu öğrenmek için elinden geleni yapmalıdır.
Bazı insanlar vardır ki onlar kibir yaparak bilmediği konuda ahkâm keser ve yanlış görüşünde diretir de diretir. İşte asıl cehalet budur. Bu bataklığa batan kişilerin kurtulması biraz zor görünmektedir. Bu hal bir şuursuzluk halidir. Kişi bilmediğinin farkına varıp onu öğrenmenin zaruretine inanırsa ve bunu ehlinden öğrenmekten imtina duymazsa istikamet doğrulanmıştır.
Cömertlik güzel bir haslettir. Ama her insanda bu özellik olmaz. Kişi mal edindikçe kibri artar, kendini yukarılarda görmeye başlar. Fakirleri unutur. Onların fakirliğinin sebebi olarak ta beceriksizlik ve tembellik yaptıklarını söylerler.
Mahlûk iken maliklik makamında kendini görürler. Hâlbuki kişi son nefesi ile birlikte dünyalık ne varsa arkasında bırakır. Sahibi olmadığı şeylerin kibrini niye yapar merak ediyorum.
Zengin emanetçi olduğunu bilerek herkese hakkını teslim etmelidir. Kişide biter diye bir duygu vardır. Ve aynı zamanda biriktirme ve yarınını garanti altına alma hissiyatı hâkimdir. Kendinden sonra çocuklarına da bir şeyler bırakmayı aklından çıkarmazlar.
Bu yanlıştır.
Zengin fakirleri, yoksulları unutmamalıdır. Onlara Cenab-ı Hakk’ın emrettiği şekilde yardımda bulunmalıdır.
Öyle fakirler vardır ki rızkının Yüce Mevla tarafından garanti altında olduğunu unutarak zenginlere, güçlülere, iktidar sahiplerine boyun eğerler. Onların dediklerini yapmak için azami gayret içinde olurlar. Ne için?
Bir dilim ekmek, ufak bir menfaat, dünyalık küçük işler…
Meydan, ilmiyle amel etmeyen âlimlerle, cehalet batağında boğulan ve halinden bihaber olan cahillerle, cimrileşmiş zenginlerle, güçlünün yanında görüntü verme yarışında olan fakirlerle tıka basa dolmuş.
Hak, hakikat aranmıyor, istenmiyor.
Zengin birkaç fakire bir tas çorba verse kendini cömert sanıyor.
Bir iki kitap okuyan kişi kendini âlim sanıyor. Ve kibir bataklığına batarak ebedi hüsrana yelken açıyor.
Cahil biat etmekle kurtulacağını sanıyor. Ona bu yol daha kolay geliyor.
Beynini ipotek altına aldıran kişinin kendine ait düşünceleri olabilir mi?
Öğrenmekte ne? Denileni yapsın yeter. Avam tabakası denilen kesim bu türdendir.
Bir araçtan bir şeyler dağıtılsa önünde izdiham oluyor, almaktan imtina eden fakirler çok azınlıkta. İhtiyacı olsun ya da olmasın, parası olsun ya da olmasın herkes bir parça daha alabilmenin açlığı içinde o arabaya saldırmaktadır.
Herkes her şeyi kendine hak görür bir hale geldi.
Sonumuz hayır olur inşallah.
Selam ve dua ilme.