2025-2026 adli yılı döneminde adliyeler, Adil Yargılama, Adliye Güvenliği, Uzayan Yargılama Süresi( Geç Adalet), Kentsel Dönüşüm, konuları ağırlıklı olmak üzere dört ana konu ile uğraştı.

Bu ana başlıkların niteliği gereği yeni adli yılda da ağırlığını hissettirmesi kaçınılmaz. Bu başlıkları tek tek ele alırsak:

Adil Yargılama:

Adil Yargılama, aslında yeni bir başlık değil. Yıllardır hukuk dünyasını ve kamuoyunu işgal eden ve tartışmalara konu bir gündem maddesi. Hadisi şerifte , adaleti sağlamayan hakime ciddi bir tehdit var: ‘’ “Kadılar/ hakimler/ yargıçlar üç sınıftır. Birisi cennette, diğer ikisi ateştedir. Cennette olanı, hakkı bilip onunla hüküm verendir. İnsanlar arasında bilgisizce hüküm veren ile hakkı bilip hükümde haksızlık yapan ise ateştedir." Kadı Karakuş, tarihe geçmiş '' keyfi kararlar '' veren bir kişilik olarak bilinirken, aynı zamanda, hukuka değil tamamen keyfiliğe dayanan hükümleri anlatan bir kavrama da yol açmıştır: Karakuşi Karar... Bir görüşe göre de Karakuş adil bir insandır, onun muhalifleri kendisini adaletsiz bir kişi olarak göstermektedirler. Fakat gerçek her nasılsa bilmiyoruz ama, adaletsiz kararlar üzerine bu deyim yerleşmiş durumda. 3 Ali'ler Yassıada sahte mahkemelerinde yargılama adına keyfiliğin,suistimalin , hukukun değil keyfi kararların sembolü olurken, Yassıada'da da benzer hukuk zulümleri yapılmıştır. Bunlar, medyaya yansıyan kamuoyunu meşgul eden ve kamuya malolmuş dosyalar olduğu için hepimiz biliriz. Peki ya böyle güçlü bir ideolojik ya da toplum desteğine sahip olmayan bireysel mağduriyetler , ‘’ adli hatalar’’ ne olacak? Her sıradan vatandaşın çevresinde adli kararlardan, adli hatalardan zarar görmüş bir insan vardır mutlaka. O yüzden de adalet mekanizmasından korkarız. Burada adaletten değil adaletin hatalı tecellisinden bahsediyoruz.Burada bireysel olarak hakimlerin adaletli olmasının sistemimin adaletli olması ile farklı kavramlar olduğunu da belirtmekte fayda var. Hakimler yani adaleti araştıran ve uygulayanlar yeterli donanıma ve vicdana sahip oldukları halde, sistem onların araştırmasına, vak’anın derinine inmesine izin vermiyor, ona yeterli alet-edevat sağlamıyorsa ,’’adalet’’in tecellisi için ortam sağlamıyorsa suçu hakim ve savcılara, avukatlara da yıkmamak gerekiyor. Anlaşılıyor ki, adil yargılanma isteği ve ideali hep gündemimizde olacak.

Adalet çevreleri , üniversiteler de bu kavramı tartışmakta, nasıl adil bir adalet sistemi kurulur, araştırmaktadır. Tartışmanın dünü eskiye gittiği gibi, yarını da uzayacak, devam edecek.

Adliye Güvenliği:

Adliyeler çoğu kez, boşanma ve ceza davalarında tarafların kavga ettiği birbirlerine bağırıp çağırdığı ortamlar olarak akıllarda, haberlerdedir. Bazen de mafyanın birbirine saldırdığı alanlar. Fakat bu kez, bir terör örgütünün doğrudan adliyeyi ve bir savcıyı hedef aldığı görüldü. Bu konu, hem adliyelerde güvenliğin eksik yapıldığını hem de güvenli bölge olarak görülen adliyelerin aslında o kadar da güvenli olmadığını gösterdi. Burada bir avukat cübbesi giyerek içeri giren terörist unsurun günahı avukatlara yüklenmeye çalışıldı ama, güvenliği yapamayan, avukatı sahtesinden ayıramayan ya da azılı bir elemanı takip edemeyen istihbarat ve güvenlik sistemi sorgulanmalıydı. Tamamen adliyenin dışında ofislerinde canla başla çalışarak adaleti aydınlatmaya çalışan avukatların güvenliği nasıl sağlanacak, adliye güvenli değilse, ofislerde nasıl güvenle çalışılacak? Adalet sistemi, bir hakime veya savcıya saldırı halinde daha seri ve hızlı bir yargılama sürdürürken ,adaletin savunma ayağına yani avukatlara saldırıda kaplumbağa hızında ve isteksiz davranıyor. Halbu ki kanun açık: Avukatlık kanununun " 57.maddesi: Görev sırasında veya yaptığı görevden dolayı avukata karşı işlenen suçlar hakkında, bu suçların hakimlere karşı işlenmesine ilişkin hükümler uygulanır.’’

Konunun derinlemesine ele alınarak çözülmesi gerekiyor.

Uzayan Yargılama Süresi(Geç Adalet):

‘’Geç gelen adalet adalet değildir ‘’ sözü ne kadar doğru. Bir şikayetin sonucunun 4 yıl sonra gelmesi, basit bir davanın 12 yıl sürmesi. Buna karşılık önemli bazı kişilerin davasının hemen 2 celsede bitmesi… Adalet organlarının düzensizliği, hesap vermezliği, denetlenmemesi keyfiliğe de yol açıyor. Biz , hızlı karar veren hakimlere soruşturma açıldığına da şahit olduk. Yani neden hızlı yargılama yapıyorsun, diye müfettiş soruşturması açılanlar da oluyor. Hakimler ,savcılar bunu bilirler. Ceza Usul kanunu ve Hukuk Usul kanunu değişti, iddia; yargılama hızlanacak idi. Ama daha yavaşladığını görmek , biz adalet mensuplarını üzmekte, vatandaşı ise ‘’ tanıdık hakim ‘’ aramaya, ‘’ partiden torpil istemeye’’, ‘’ mafyanın adaletine’’ yönlendiriyor. Avukatların delilleri devletin her kurumundan ve özel kuruluşlardan toplamaları milletlerarası mevzuatla garanti edilmişken, her ne hikmetse, avukatların bu yetkileri uygulamada şu ya da bu gerekçeyle tırpanlanarak, davaların uzamasına sebebiyet veriliyor.

Konu yeni bir konu mu, hayır. Bugün git-yarın gel bürokrasisi maalesef mahkemelerde de yaygın. Ayrıca, iyiniyetle çalışan mahkemeler de dönmeyen tebligatlardan, kaybolan delillerden, idrenin belgeleri zamanında vermemesinden şikayet ediyorlar.

Şair Karakoç’un şiirinde dediği gibi:

Gene tehir etme üç ay öteye

Bu dava dedemden kaldı hâkim beğ.

Otuz yıl da babam düştü ardına

Siz sağ olun, o da öldü hâkim beğ.

Kırk yıl önce; yani babam ölünce

Kadılıklar hâkimliğe dönünce

Mirasçılar tarla, takım bölünce

İrezillik beni buldu hâkim beğ.

Yeni Adalet Bakanımız sayın Akın Gürlek’in önceliği adliyedeki sürecin hızına vereceğini açıklaması bu açıdan önemli…

Kentsel Dönüşüm:

Kentsel Dönüşüm, bir adli problem mi, dediğinizi duyar gibiyim. Evet. Kentsel Dönüşüm, bir yaşam problemidir, kent güvenliği ve tasarımı problemidir ama aynı zamanda bir adalet problemi haline gelmiştir. Yeni dönemde en fazla gündemi işgal eden konulardan olmaya devam edecek. Özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde, kentsel dönüşüm son yıllarda hızlandı. 2023 Kanun değişikliğine dair Afet ve Kentsel Dönüşüm Kurultayı’nda ben de Gayrimenkul Hukuku Enstitüsü başkanı ve uzman hukukçu olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın çalışmalarında davetli idim. Yirmibeş maddelik öneri sunmuştum. Bu önerilerden bir kaçı Yasa’da yerini buldu. Ama, Anayasa, Medeni Kanun, Kat Mülkiyeti Kanunu gibi bir çok kanunla Kentsel Dönüşüme dair kanundaki uyumsuzluklar, kanun boşlukları, uygulamacıların ve aktörlerin gözükaralığı adliyeye koşan malikler, müteahhitler, kiracılarla dolu. Gayrimenkul Hukukunu ilgilendiren 250 civarında kanun var, bu kanunlardaki hükümler birbiriyle bazen uyumlu, bazen uyumsuz. Bunların ele alınması ve tek bir yasal metin haline getirilmesi gerekiyor: Gayrimenkul Kanunu.

Bu kanunda aynı zamanda, uzayan ve çözümsüzleşen gayrimenkul, tapu davaları da kolay çözüme kavuşacak şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Gayrimenkul mahkemeleri oluşturulmalı. Biz yaklaşık on yıldır özel gayrimenkul mahkemeleri olmalı demiştik. Bakanlıkta da bu konuda çalışmalar vardı. Bu sene özel ‘’ İmar Mahkemeleri’’ görevlendirilmesi çok önemli. Bu mahkemeler ihtisas mahkemesi olarak kurulursa, yeterli donanıma sahip olmayan hakimlerin bilirkişi yanlış yönlendirmelerinden de kurtulmaları sağlanacak. Uzman hakimler yetişecek. Müteahhitlerin faaliyetleri ve emlak şirketlerinin konumu netleşecek ve hukuka bağlanacak. Kent, sadece belediyelerin kesip-biçtiği ve tarumar ettiği bir menfaat alanı olmaktan çıkacak.