Futbol denildiğinde akla ilk olarak futbolcular ve teknik adamlar gelse de oysa ki yeşil sahaların görünmeyen ama en etkili aktörlerinden biri de taraftar gruplarıdır.
Çünkü futbol, yalnızca 90 dakikalık bir oyun değildir.
Taraftarlar için aynı zamanda aidiyet, tutku ve kültürün buluştuğu bir yaşam biçimidir.
Bence de taraftar grupları, kulüplerin kimliğini oluşturan en önemli unsurlarıdır.
Bilinmelidir ki bir futbolcunun performansı zamanla değişebilir ve de yöneticiler gelip geçebilir, ancak taraftarın kulübüne olan bağlılığı nesiller boyunca devam eder.
Taraftarların bu bağlılığı, özellikle zorlu dönemlerde kulüpler için adeta bir can simidi görevi görür.
Maddi krizler, başarısız geçen sezonlar ya da “bugünlerde Sivasspor’da olduğu gibi” yönetim sorunları yaşansa bile tribünlerin desteği, kulübün ayakta kalmasını sağlayan en büyük güçlerden biridir.
Bunun yanında taraftar grupları, kulüp yönetimleri üzerinde de ciddi bir etkiye sahiptir.
Yönetim kararlarından teknik direktör tercihlerine, hatta transfer politikalarına kadar birçok konuda kamuoyu oluşturabilirler.
Günümüzde sosyal medyanın da etkisiyle bu güç daha da artmıştır.
Artık taraftarların sesi yalnızca tribünlerden değil, dijital “sosyal medya” platformlardan da duyuluyor.
Bu durum, yöneticilerin karar alırken taraftarın nabzını daha fazla tutmasını zorunlu kılıyor.
Fakat, bu etkinin her zaman olumlu sonuçlar doğurduğunu söylemek mümkün değil.
Aşırı baskı, yöneticiler ve futbolcular üzerinde “psikolojik” yük oluşturabilir.
Sabırsızlık ise uzun vadeli projelerin yarıda kalmasına neden olabiliyor.
Hakaret, şiddet ve fanatizm ise futbolun birleştirici ruhuna zarar verir noktaya gelmiştir.
Bu nedenle taraftar gücü, yapıcı olduğu sürece kulüpler için büyük bir avantajınadır.
Yıkıcı hale geldiğinde ise en büyük sorundur.
Gündem oluşturan ve gündem değiştiren taraftar grupları da azımsanmayacak kadar vardır.
Bu tarz organize taraftar grupları yalnızca futbol konuşmazlar.
Deprem, sel ve benzeri afetlerde yardım kampanyaları düzenlerler.
Sosyal sorumluluk projelerinde aktif rol almaları ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmeleri, futbolun sadece bir spor olmadığını gösteren önemli örneklerdendir.
Tribünlerin sesi, zaman zaman toplumun ortak vicdanını da yansıtır.
O nedenle futbolun gerçek sahibi ne yalnızca kulüp başkanları ne de milyon euroluk yıldız futbolculardır.
Futbolun gerçek sahibi taraftardır!
Ancak bu gücün bilinçli, sorumlu ve centilmence kullanılması gerekir.
Hepimiz biliyoruz ki güçlü bir taraftar grubu, kulübünü yalnızca tezahüratlarla değil, desteği ve örnek davranışlarıyla da zirveye taşıyabilir.
Futbolumuzun geleceğini belirleyecek olan da işte bu bilinçli taraftar kültürüdür. Sivas 4 Eylül Stadyumu tribünlerinde de taraftarın gücünü hissetmek için "kombine" fiyatlarında indirim şart.
Kalın sağlıcakla…