Son günlerde köşe yazılarımda fıkralara yer vermemi okuyucularım, sosyal medya üzerinden attıkları mesajlarla beğendiklerini ifade ettiler.
Bundan sonra da bazı köşe yazılarıma “uygun” fıkralarla başlayacağım…
Bir köyde yaşlı bir adamın çok güzel bir ceviz ağacı varmış.
Meyvesi olunca herkes kapısını çalar, gölgesinde oturur, cevizini toplar, "Allah bereket versin." dermiş.
Bir gün ağaç kurumaya başlamış.
Yaşlı adam köylülere seslenmiş: "Bir kova su getirseniz, birkaç dalını budasanız kurtulur."
Köylülerden biri; "Ben bu ağacı çok severim." demiş.
Diğeri; "Çocukluğumuz bu ağacın altında geçti." diye iç geçirmiş.
Bir başkası ise; "İnşallah düzelir." demiş.
Kimse eline bir kova su almamış...
Aylar sonra ağaç tamamen kurumuş.
Bu kez herkes aynı cümleyi kurmuş: "Ne güzel ağaçtı..."
Bugün Sivasspor'un hikayesi de maalesef buna benziyor.
Seveni çok...
Öveni çok...
Sosyal medyada armanın yanına kalp koyanı çok...
Ama iş gerçekten sahip çıkmaya gelince ortalık ve tribünler bomboş.
Sivasspor bu şehrin en büyük markasıdır ve şehrin ortak hafızasıdır.
Bir neslin çocukluğudur, diğer neslin gururudur.
Ama bugün o marka, göz göre göre eriyor.
Üstelik herkes seyrediyor.
Yıllardır aynı cümleleri dinliyoruz; "Sivasspor yalnız değildir."
Bu şehir takımına sahip çıkar.
Elimizi taşın altına koyacağız.
Peki nerede o eller?
Mikrofonların önünde verilen sözler neden kapılar kapandıktan sonra unutuluyor?
Neden her kriz döneminde herkes birbirine bakıyor?
Neden herkes kurtarıcı bekliyor?
Acı olan şu ki...
Sivasspor'u bugün en çok yoran borçlar değil.
En çok yoran, bu şehrin alıştığı vurdumduymazlıktır.
Çünkü bu şehirde artık konuşan çok...
Sorumluluk alan ise yok denecek kadar az.
Gelen umut dağıtıyor.
Giden enkaz bırakıyor.
İşler iyi giderken en önde fotoğraf verenler...
Bugün neden ortalarda yok?
Bu sessizlik neden?
Yoksa sevgi, sadece başarı günlerinde mi hatırlanıyor?
Artık kimse çıkıp hamasi nutuklar atmasın.
Kimse günü kurtarmak için süslü cümleler kurmasın.
Kalın sağlıcakla…