Dindar-muhafazakâr kimliği, Müslüman ekseriyetin modern hayat tarzına eklemlenmesinin göstergesi olmak itibariyle isabetli bir tercih olarak gözüküyor. Muhafazakârlık, dindarlığın tamamlayıcı bir unsuru olarak Avrupa için kullanışlıdır ama İslamiyet için kullanılması, akaidî anlamda çelişkilidir.Bu çelişki, İslam dışı eylemlerin, bir çeşit "neo-islamcı" sayılabilecek zümreler tarafından iktidar ve servet uğruna zarurete mebni gibi imiş gibi kabul edilmesiyle pratiğe dönüştürülmüştür. Bu dönüştürme, iktidarla bütünleşmenin ahlakî sefaletiyle, modernizmle bütünleşmenin menfaatperestliği zemininde gerçekleşmiştir. Din adına kazanım olarak takdim edilen çoğu şey, dünyevi ihtirasın açığa çıkışıdır ve son derece riyakârcadır.
Azından çoğundan, ucundan kulağından İslamcı olarak tanınan ve cemaatleri çeşitlilik arz etse de mevcut iktidarın akademik ve epistemik kadroları, siyasi ve bürokratik kadrolarıyla çıkar bütünleşmesine girmiş; başarı denilirse başarılı da olmuştur. 28 Şubat öncesinde son derece acımasız ve kıyıcı kadrolarının, tam anlamıyla bir simetriğini oluşturan, dindar-muhafazakâr seçkinler artık rakipsizdirler. Bu rakipsiz ve murakabe edilemeyen dindar-muhafazakâr kadroların şu anda hiç sevmediği insanlar, kendi çıkarlarına aykırı gördüğü anti-kapitalist İslamcılardır. Atanmış yahut seçilmiş olması fark etmez, iktidar kadrolarının çoğunluğu 15 Temmuz sonrasında net olarak gözüktüğü gibi yakın tarihin en hırslı, en kişiliksiz bürokrasisini oluşturmuştur. Bu yapının tam anlamıyla kemikleşmesi ve kurumlaşmasıyla beraber Ak Parti için ?kader anı? sayılacak günler de gelmiştir.
Tek tek vakalar düzeyinde ele aldığımızda; en hayâsızca fiillerin ortaklaşa işlendiği kurumlarda, en silik ve örselenen kimlik Müslüman kimliğidir. Tek tek vakaları ise kamuoyuyla paylaşmak mümkün değildir, çünkü bu neo-islamcı zümreler tam bir şebekedir. Bugün Ak Parti´de bu şebekenin dışında kimsenin kuşu kalkmaz ve uçmaz. Taciz, tecavüz de dâhil olmak üzere; yalan, dolan, haksız kazanç ve zulüm artık resmî gücü arkasına almıştır. Fetö ile mücadele çok kısa bir zamanda şirazesinden kaymış, bu sahtekâr zümrelerin çıkarlarına âlet edilmiştir. Na-hak yere ve bir zaman çıkar ortaklığı yaptıkları cemaatçileri, sırf fetö ile mücadeleden parsa çıkarmak için ilk etapta harcadılar; şimdi sıra ?gerçek islamcı?lara yani müminlere gelmiştir. Bazı kurumlarda OHAL yetkisi, para ve makama tapınan bu güruhların gücüne güç katan baskı unsuru haline dönüşmüştür.
Protestanlık, dışa karşı dindar ama ahlaksız bir dinî konuşlanmadır; stratejik olarak din bir araçtır. Dindar-muhafazakâr etiketinin altındaki öznelerin yaşayış olarak Protestanlardan bir farklılıkları yoktur. İslamiyetin resmî olarak ?araçsal akıl?a uyarlanması yerine, sosyal hayatta etkin bir muaşeret ve ölçü kaynağı olmasını ustaca engellemek iktidar seçkinlerinin mümeyyiz vasfı ve uygulaması olmuştur. 15 Temmuz zaferi ise, şehrin öbür ucundan kalkıp gelen ve elçilerin mesajını Allah için taşıyan hakiki seçkinlerin zaferidir; aynı zamanda bir toparlanma fırsat ve ikazıdır. Mevcut iktidar seçkinlerinin ağırlığını çekecek bir halk artık yoktur. Ortada metal yorgunluğu değil; servet ve iktidarı kendi aralarında döndüren iktidar seçkinlerinin keyifli hayat sürmesi vardır. Yorgun olan halktır; yorgundur ama en umulmadık işleri başaracak kadar da şaşırtıcı bir enerjiye sahiptir. Sayın Cumhurbaşkanı´nın bayram sonrası için verdiği değişim mesajlarının ne anlama geldiğini kestirmek mümkün değil. Çünkü bu kadroların oluşmasında ve kemikleşmesinde kendisinin tercihleri oldukça baskındır.
Bayram sonrasını Ak Parti iktidarı için ?Kader Anı? olarak değerlendirmek mümkündür.