İnanın bu karanlık işlerin arkasında ABD ve İsrail bulunmakta. Çünkü vatanımıza göz diken bu iki ülke ve bunların iş birlikçileridir. Zaten yaptıkları açıklamalar ile bunu göstermektedirler.

Bizim ülkemize yapılan bu tehditler farklı coğrafyadaki ülkelere başka metodlarla yapılmaktadır. ABD daralan ve küçülmeye başlayan ekonomisini yeniden canlandırmak için yeni kaynaklar daha doğrusu yani sömürgeler arayışındadır.

Doların dünyaya egemen olma hikayesini kısaca anlatalım:

ABD dolarının küresel egemenliği, (44 ülkenin katılımıyla) 1944 Bretton Woods Anlaşması ile resmen başlamıştır. ABD, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra dünyadaki altın rezervinin yüzde 75'ine sahipti. Altına sabitlenen dolar, İngiliz Sterlin’ini tahtından ederek ana rezerv parası olmuştu. Böylece diğer ülkelerin para birimleri dolara bağlanmıştı. Bunun sonucunda da Dolar uluslararası ticarette kilit bir rol üstlenmiştir.

İşin başlangıcında Dolar altına endekslenmiş ve ons altına sabitlenmişti. Bu durum doların "güvenli liman" olması algısını doğurmuştur.

Ancak bu durum 1971 e kadar sürdü. 1971'de ABD doları altına çevirme taahhüdünü kaldırdı. Böylece dünya piyasalarında dolaşan Doların karşılığı olup olmadığı düşünülmeye başladı.

ABD bastığı Doları dünya piyasalarına sürüyor ve karşılığında ise kendisi için lazım olan ne varsa alıyordu. Bu durum ABD’nin lehine sürekli devam ediyordu. ABD bu elde ettiği kaynakları teknoloji ve bilimsel çalışmalarda, üretimlerde kullanarak gelişimini çok ilerletmekteydi. Elde ettiği bu gücü ise dünya milletlerinin üzerinde baskı oluşturmak, kendine bağımlı etmek için kullanmaktaydı. Kendisi ilerliyor ama dünyada açlık, hastalık başta olmak üzere birçok alanda geriye düşüşler oluşmuştu. Kendi ülkesinde ki insanlar belli bir refah ve yüksek standartlara erişiyorken dünyanın hali ortadaydı.

ABD bu elde ettiği zenginliği kullanarak beyin göçü yapmaktadır.

Şeytani bir akıl ile bu güçlerini koruyabilmek için her şeyi yapıyorlardı. İnsanlığın başına sorunlar getiriyor ve çözümünü de kendilerinde muhafaza ediyorlardı.

Mesela kanser asrımızın hastalığıdır.

2025 yılı için ABD'de kanser tedavisi ve ilaçları pazarı yaklaşık 256 milyar dolar ve genel kanser immünoterapisi için 153 milyar dolar civarında devasa bir hacme sahiptir. Yeni bir onkoloji ilacı geliştirmenin ortalama maliyeti ise 1,2 milyar doları bulabilmektedir.

2026 için Türkiye’nin hesaplanan gelirinin 16.2 trilyon TL (350 milyar Dolar civarında) olduğunu düşünürsek olayı daha iyi anlarız.

İşte bu kadar büyük yatırımlar ve bütçeler.

Peki netice?

İnsanlara kemoterapi veriliyor ama başarı şansı oldukça düşük. Bu kadar büyük bütçe ile bir yatırıma sahip olan ABD bu hastalığın bitmesini ister mi?

Bu bir sektör olmuş. Hem dünyanın gelirini bu şekilde kendi ülkelerine akıtıyorlar hem de kendilerine muhtaç halde tutuyorlar.

Ürettiği teknolojik ürünleri diğer ülkelere satıyorlar, elde ettiği yüksek gelirle de daha üst ürünlerin üretilmesine kaynak oluşturuyorlardı.

Yedek parçada kendine bağlıyorlardı.

Yani dünyayı teknolojik ürünler ile de kendine bağımlı hale getirmişti.

Bu düzende ondan güçlü kimse olamazdı- olamayacaktı.

Kafasını bozan bir ülke olduğu zaman ise devasa ordusu (?) ve uçak gemileri ile o ülkeye doğru yol alıyorlardı. O ülkenin insanları üzerine tonlarca bomba yağdırıyor, on binlerce masum insanı öldürüyorlar daha sonra da savaşta şu kadar maliyetim oldu diyerek tazminat başlığı altında sömürü mekanizmasını kuruyordu. İşte bu kadar gayri insani bir politikaları vardı.

(Devam edecek)