Tüketime dayalı iktisadi büyümenin yukarıya doğru hamle yapan bir gelişme olmadığının en iyi örneklerinden biri Sivas şehridir. İştah düzeyi oldukça yüksek tüketici yoğunluğunu anlamak için her apartman altında bir AVM´nin varlığı kâfidir? Kolay yoldan para kazanmak, sermayesi olan için süpermarket açmaktır. Süpermarketi besleyen insanlar ise çok katlılığın hâkim olduğu konutlarda yaşamaktadır. Köyler, iflas etmiştir; iflas eden köylü nüfus için şehir tek sığınaktır. Bu nüfus şehirde ev sahibi olmak için borçlanır, altına araba çekmek için borçlanır, markete borçlanır, mağazaya borçlanır? Borçlulardan oluşan bir şehir halkı için demokrasi, geleceğe yönelik umutlar üzerindedir.
?İyisi olmaz, yenisi olur?? düşüncesi, zavallı bir sivil toplum demektir. Halkın büyük bir bölümü için, milletvekilinin kim olacağı, hangi bakanlığın şehrin nasibine düşeceği, belediye başkanının hangi müteahhit firmanın temsilcisi olduğu, üniversitesinin kalitesi asla önem taşımaz. Devlet dairesinden bir geçimlik temin etmek için, genç nüfus kıs kıs kıvranmaktadır. Böyle bir şehirde tüketime esas olan paranın kaynağını anlamak için icra ve iflas dairesine bakmak yeterlidir. Kırk beş bin icralık adam demek, aileler düzeyinde düşünecek olursak, borç batağında yüzen bir şehir manzarası çıkar. Borç almak yüz yüze ilişkilerle olsa, borçla tüketim bu boyutta yaşanmaz. Borç almak ?kredi kartı? yoluyla bankaların dört yol ağzını kesip, on sekiz yaşını doldurana bonus bonus dağıttığı bir düzlemde gerçekleşmektedir. ?Önce ye, sonra ödersin!? yahut ?Takside bağlarız sıkma canını!? diyen bir ?gizli el? yiğidoların gırtlağında fiyakalı bir kolye gibidir. ?Acın kabadayısı? olmak bir seviyedir, aç gezersin ve dişini et yemiş gibi kurcalarsın. Borçludan ise asla kabadayı olmaz, yumuş uşağı olur. ?Yiğidin borçlusu gelse düğüne/Aslı koçak olsa rengi kül olur!? sözünü söyleyen halk şairi de adammış hani? Bir düşün, borçlusun ve alacaklın düğünde gelmiş tam karşına oturmuş. De hadi kalk da ?Teeey, teeey!? diyerek bir Abdurrahman Halayı çek bakalım.
Bu manzaranın katılığını, elbette istatistik ve sayılarla oynayarak örtecek ve gününü gün edecek bir tuzu kurular sınıfı vardır. Buna üst burjuva diyorlar, iyi tüketen ?üst aylaklar sınıfı?dır. Bir de buna yataklık yapan küçük burjuva vardır ki: üsttekilere yakın, attakilere uzak durarak, çarkın böyle dönmesini sağlarlar. Merhum Mustafa Hoca, nâm- diğer Deli Mustafa, ?Zırılı zırlatan daşş?dır!? derdi ve hem de Cuma hutbesinde. Bu zümrenin işlevi, kabasını ve bilerek söylüyorum işte odur. Kendilerine yakın ve çıkarına uygun gördükleri herkesle ve her şekilde borsa, arsa, emlak ilişkilerini sürdürürler. Dini imanı da katma değer kullanmakta üstlerine kullanmak konusunda kimse bunların eline su dökemez.
?Paranın dini imanı olmaz!? sözü doğrudur, insanın dini imanı olur. Dini imanı olan adam da sahip olduğu paranın esiri olmaz. Serveti aralarında devlet kılıp döndürenlerin oynadığı ve oynaştığı bir şehirde kimseye eyvallahı olmayan insanların da yaşaması zora girmiştir. En çok da buna üzülüyorum?