İlm-i siyaset; insanları kırmadan, incitmeden doğruya yönlendirme sanatıdır. Akıl, sabır, basiret ve tecrübe ister. En önemlisi de insanın önce kendi nefsini yönetmesiyle başlar.

Fakat bugün bu kavram çoğu zaman yanlış kullanılıyor. Arkasından konuştuğun, gıybet ettiğin bir insanla karşılaşınca onu çok seviyormuş gibi davranmanın adı ilm-i siyaset değildir. Bu, samimiyetsizliğin üzerini örtmeye çalışmaktır. Çünkü “Dost başa, düşman ayağa bakar.” İnsan, sözleriyle olduğu kadar duruşuyla da kendini ele verir.

Ne yazık ki çevremizde buna sıkça rastlıyoruz. Yanımızda ağır eleştiriler yapanlar, aynı kişiyle karşılaşınca neredeyse boynuna sarılacak kadar samimi oluyor. Eleştirince de “ilm-i siyaset yapıyorum” diyor. Oysa “Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.”

Merhum Kayahan’ın yıllar önce söylediği bir söz bugün daha anlamlı:
“Bana eski yılların ahlakını geri getirin, bütün servetimi vermeye razıyım.”
Çünkü mesele basit bir davranış değil, bir ahlak meselesidir. İnsan sevdiğinde de sevmediğinde de dürüst olmalıdır. Zira “Doğru söyleyen dokuz köyden kovulsa da, doğruluğunu kaybetmez.”

Müslümanız…
Ama çoğu zaman Müslümanca yaşamıyoruz. Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey; yeni kavramlar üretmek değil, eski ahlakı yeniden hatırlamaktır.