Ya Hannan Ya Mennan ilahisini, ülke sathında ilk defa bendeniz dile getirmiştim. Yazım, Dergâh Dergisi´nde notasıyla beraber yayınlandığında güller açmıştı. Şu an bin pişmanım. Sadece düşman kazandım... "Yerlilik" adına ne idüğü belirsiz yığınlarca süprüntünün, mertçe de değil; kahpece arkamdan söylemediği kalmadı. S. Eyyubi Işıksal bu ilahiyi notaya alıp, Laedri kaydıyla TRT´ye göndermişti zaten ve kimse de ondan önce böyle bir işe girişmemişti. İlahiye aslında ilk sahip çıkan Selahattin Bey´idir ve onun gayretiyle tescil edilmişti.
Çok sonradan "kültür sülükleri" devreye girdi, her şeyin altını üstüne getirdiler. Sülüğe kurban olsunlar, onlar şifadır; sözün gelimi söyledim. Yapıştırırsın sülüğü, kirli kanı emer; bu sureta beşer ise şehrin temiz kanını emmek için sıraya girerler. Şimdi, Sivas´ın bir yerli ve temiz değeri olan ilahi, değiştirilerek, bozularak birilerinin bestesi haline gelmiş. Kültürel sülükler ise başka bir damarı emmekle meşguller. Allah fırsat vermesin, şah damarımıza bile yapışırlar. Kaç asırdır söylendiğini bilemediğimiz ilahi, artık laedri bile değil. Bunu değiştirenler, evvela laedri bestekâra ihanet etmişlerdir, kendi bestesiymiş gibi lanse edenler ise kökten namussuzdurlar. Bu sahtekârlığı yapan müzik adamlarının(!) ilahiyatçı-müzisyen oluşları da ülke vasatına uygun değil mi?
Eğer "kültür varlıkları" tescil ediliyorsa, en kısa zamanda bu ilahi de tescil edilmelidir. Behemehâl harekete geçilmelidir. Ben üzerime düşeni yaptım, İstanbul´daki bir müzik vakfının derlediği ilahi notalarına, bu ilahiyi Sivas ilahisi olarak kaydettirdim ve öylece yayınlandı.
Bir başka ilahi daha var ve eksik ve yanlışlarıyla birileri kayda aldılar. Haberim oldu ve söyleyeyim dedim, daha ağzımı açmadan, sözümün topuğuna topuğuna sıkmaya başladılar. Ben kitapla defterle hemhal iken, kaynağından bizzat dinleyip hafızamı toprağımın sesiyle doldururken; çayırda eşek kovalayanların, asfaltta eşinmeleri de demek ki, kentleşme babındadır. Dönüşüyoruz ki, hem ne biçim; hattâ dönüşmüşüz.
Şehirli olmak göbek bağı gerektirmediği gibi, şehirde doğmayı bile gerektirmez. Aman sözlerim yanlış anlaşılmasın. İnsanın ruhu şehir olacak, ruhu şehir olan dağ başındaki bir köyde de, çöldeki bir kıl çadırda da medenidir ve hakikatli şehrinin hemşehrisidir.