Endüstriyel kapitalizm, zaferini demokrasi ile taçlandırmıştır. Ticari kapitalizmde servet, paylaşılmaya yeter bir iktidar sağlamadığı için, krallık yönetimi varlığını halk desteğiyle sürdürmüştür. ?Halk? modern dönemler hariç, her devirde yönetimin sembolik değil, gerçek zeminidir. Çünkü ekonomik bağımsızlık hane başına dağıtılmıştır. Bugün yeniden Büyük Dönüşüm´ü okumanın gereği vardır. Aydınlanma, Fransa´da avâmî bir ideolojidir ve ihtilal akılla değil bulvar gazeteleriyle, uşakların rol aldığı müsamerelerle beslenmiştir. Bugün yeniden Fransız İhtilâli Tarihi´ni de okumamak için bir neden yoktur. Ulus-devlet ve demokrasinin yüceltilmesi siyasî açıdan dağılmışlığı gidermek için çözüm gibi ortaya çıkmış ama esas işlevini ekonomik bir güç ve denetim mekanizmasına dönüşmekle yerine getirmiştir. Bu, kendi kendine olan bir şey değildir; yükselen yeni sınıf, daima pusudadır ve dünya onlar için sadece hipermarkettir. Modernizm ile ilgilendirilen her çeşit devrim, dünyanın neresinde olursa olsun dünyalıkla ilgili bir paylaşımdır. Devlet olmak, buralarda birinci derecede patron olmakla eş anlamlıdır. Patronluk; sanatta, edebiyatta, bilimde bile en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Devletin diğer mühim görevleri, tarihî bir alışkanlığın uzantısı olarak sürdürülür. Başka türlüsü, devletin meşruiyetini tartışmalı bir hale getirir.
Kapitalizmin fiili olarak hâkim ideoloji olduğu ülkelerde, devletin kapitalistlerin yaşam tarzını garantiye almak görevi kendiliğinden gelişmiş ve zorunlu bir nikâh gibidir. Braudel´i de yeniden okusak mı acaba? ?Çağdaşlaşma? ideolojisi adı altında gerçekleştirilen kapitalizm uygulamaları; içte pazaryerine sahip olmanın iktidar hazzına, dışta ise denetim altında tutulmanın mahkûmluğuna dayanmaktadır. Demokrasi, meşruiyet sağlamanın en önemli aracıdır. Ulus-devletin misyonu da aynı bağlamda ele alınabilir. Ulusçuluk, ulus tanımında çeşitlilik taşır; ulusun denetiminde ise devletçilikle kolayca bütünleşmiştir. Modernizme karşıt olarak herhangi bir geleneği ikame etmek, kolaycılıktır ve işe yaramaktadır. Bu kolaycılık; iktidar seçkinlerinin ?modern yaşam tarzı?nı tatmak ve sürdürmek uğruna, geleneği ?-mış gibi? göstermelerine yaramaktadır. Gelenek her ne ise, geçmişte kalan ve sadece gösterge unsurlarına indirgenen bir şey hükmündedir. Bu, geleneğin hileli yollarla metalaştırılmasıdır; çünkü gelenek, ahlâkî bir zeminden doğan bir hayat tarzıdır. Ahlak ise, kapitalizmin kazananlarının işine öyle geldiği için ?akıl dışı? ve ?sübjektif tercih? olarak nitelendirilmiştir. Ahlakın, iktidarın pazarını ve pazarın iktidarını bozmasına izin verilmez.
İktisadî hareket ve eylemlerin sübjektif yanları da olmasına rağmen cari piyasayı etkileyecek gücü yoktur. Sahtelikten çıkmanın tek yolu: İktisadî hareketleri iktisadî analizlere tabi tutmaktır. Demokrasi ile kapitalizm arasındaki bağı sağlam kurabilmek için bu şarttır. Sağlı sollu partilerin, iktidar mücadelesini ?şimdi ile bağı? somut çıkarlara dayanan kitleler karşısında, ideolojik ?-miş gibi? takdim etmeleri: Devlet- kapitalizm ilişkisini sürekli beslemekte ve ?emek-kazanç? ilişkisini ise kökten tahrip etmektedir. ?Emek-kazanç? ilişkisinin tahribi, sadece iktisadî alanda değil; siyasî alanda da yürütülmektedir. Büyük maddî ödüller bahşeden makamlar, siyasi partisine sadakatle hizmet eden insanlar yerine, farklı ilişkiler zemininde seçilmiş zümreler arasında paylaşılmaktadır. Bu siyasî uygulamalarla ile iktisadî teamülün kesiştiği noktayı göstermektedir. İktidarlar arı ile kovan ile değil, balla daha yakından ilgilidir; bal tutan parmağını yalar. Devletlerden adalet ve hakemlik bekleyen dünya nüfusunun büyük bir bölümü ise avucunu yalar. Avuçlara ne kadar rey kullanma bahşişi bırakıldığı ise ?göreceli?dir. Ülkeler arasında mukayese yapılırken rakama dökülebilen tek ?göreceli alan? da burasıdır.
Kapitalizm ahlakî alanda zorlayıcı bir tercih belirtmediği gibi, demokrasi de zorunlu olarak  ?hayırlı sonuç? doğuramaz. İktidarların, ?hayırda yarışmak? gibi esaslı bir amacı yoksa; modern yönetişim teknikleri ahlakî bir istikamet çizemez. Bütün bunlar ihtisas sahibi olmayı gerektirmeyen, basit ve sade mantık kurallarıdır. Birkaç isme, birkaç kitaba yazı içerisinde selam göndermek zorunda kaldık. Bırakın akademik dünyadakileri, ideolojisine tapınanların bile az çok kitaptan beslenen ve sevimli gözüken bir tarafı vardı. Cümlesi okumak yerine jurnalizmi tercih eder oldu. Jurnalizm? Gazetecilik oluyor kelime anlamı. Evet, hoca/hocalar! Gerçekte hiç olmayan fikrinizi, olmayacak biçimde, dilediğiniz pazarda, dilediğiniz gibi satabilirsiniz. Bu sizin tercihinizdir ama bari efendiliğini muhafaza edenlere fısk çamuru sıçratmayın. Sahte mücadele alanları tersim ederek, kamuyu aldatmayın!