İçimiz bulanıyor size baktıkça, yaptıklarınızı gördükçe ve dinledikçe. Hakkı, halkı, toprağımızı istismar etmenizden bıktık. Aynı istismarın merkez üssü olarak tepe tepe kullandığınız şehri bozmanızdan, kirletmenizden, yönetmenizden ikrah geldi. ?Büyük bildiğini, küçük gördüğünü?? derler. Şimdiki nesillerin sizi örnek alınabilecek mevki ve makamlarda görmeleri bir şehrin sokağının ve geleceğinin kararması, karanlıklaşması için kâfidir.
Bu sosyolojiyi, bu çizdiğim tipi anlamayana bu ülkede huzur yok. 28 Şubatçılar gider, Paralel Yapı ve arkasından FETÖ gelir. Biz FETÖ ile mücadeleye dalarız siz ise bu karanlıkta arsa, para ve makam kapatmanın yollarını ararsınız. Öyle de oldu ve 15 Temmuz sonrasındaki birkaç gün tam sizin gününüzdü ve acayip örgütlendiniz; ortağınız olan paralelcileri anında satıp, makama, paraya giden yolları anında kapattınız. İslam âlimi bilinenler size referans olur, anlamam; ya sahte müslümandırlar, ya aldatmışsınızdır ama sonuç değişmez. Fakirin sırtından doyan para babaları arkanızdadır ya beslemesiniz, ya satılmış onu da anlamam ve sonuç yine değişmez. Aslında bu iki cümledeki iki ayrı tip birbirini tamamlar; işte bunu anlarım ve bunu anlamak lazım. Biri birinin eski haliyse, diğeri geleceğin satılmışı yahut aldatanı olacaktır.
Sizin nasıl insanlar olduğunuzu biçare halk anında anlayamaz ve anında cevap veremez; çünkü tecrübesinin altını çizmeye tahsili yetse, kudreti yetmez. Ama sizi yani bu derin sosyolojiyi çözemedikçe de bu halk daima on yıllarca aldatılır ve çocuklarını, nesillerini kaybederler; gelecekleri kararır. Siz: doğrular üzerine konuştuğunuz anda bile ?ikna odası? patronu gibisiniz. Kendinizin en iyi, en güzel, en doğru olduğuna bütün insanları ikna etmek için bir zamanlar birilerinin belli bir kesime yaptığını herkese karşı yapıyorsunuz. Galiba onların tam zıddı gözüken ama aynı ahlak ve tıynete sahip olduğunuzu gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Bence derin bir köle ahlakıyla onları kıskanıyordunuz ve yetki elinize geçince onları aşma imkânı buldunuz.
?Siz? dedim ve birkaç bariz hususiyetiyle bir sosyolojik tipin kuturlarını çizdim; eminim ?Beni yazmış?? diyenler çıkacak ve ağız ağıza verip nifaklarını kusacaklardır. Ama ne dediğimi ve kimi kastettiğimi anlayan evlâd-ı vatan da az değil; varsın az görsünler, belki böylesi daha hayırlıdır. Tamamlanırlar ve ülkelerine, şehirlerine sahip çıkmayı öğrenirler; benim öğreneceklerine imanım tamdır.
Bir çatallama noktasındayız. Ne miktarda olacağını kestirmemiz zor ama önümüzdeki günlerde bazı siyasi kadroların değişmeleri ve değiştirilmeleri söz konusudur. Ancak, aydınlatılması ve anlaşılması gereken pek çok husus vardır. Metal aşınması yahut yorgunluk denilen şey, bir rahatsızlığın ifadesidir. Gerçekte ise yorulma olduğunu değil, yıpranma/yıprandırılma olduğunu düşünüyorum. Pek çok il yönetimi, nitelikli pek çok insan adeta baypas edilerek, pasif hale düşürüldü; pek çok şehirde, şehrin kaderini belirleyenler üzerinde hiçbir etkileri olmadı. Ülkenin ve şehirlerin yüksek yönetici zümrelerinin; davası, çilesi olmayan ama ranta dayalı gücü olan insanlarla yakınlığını sağlayan şey nedir. Bana şu gün söz söyleyecek yüreği olan bir siyasetçi yahut siyasetçiler şunu söylesin: çok yüksek meblağların döndüğü makamlar, üyelikler bütün şehirlerde mi "masonik" zümre mensuplarına peşkeş çekiliyor? Halkı tamamen terk etmiş ve gününü gün eden bürokratları geldikleri yere getiren organizasyonlar her şehirde aynı mı? Görüldüğü kadarıyla servet ve tabii makam sadece bu zümreye mahsus ve kısm-ı azamının batıl bir davası bile yok; tek davaları her şeyin iyisine sahip olmak ve tüketmek. En çok da 28 Şubat´ın zulmettiklerine ve FETÖ´nün düşman olduklarına mevcut kadrolar da alabildiğine düşman. Bu konuda bendenizin yaşadıkları bu gün anlaşılmasa da gelecekte örnek olarak okutulacak niteliktedir. Bu denklemin çözülmesi zor, çünkü çözenle bozan bir hatta buluşmaktadır. Davası olanın uzak tutulduğu, davacı olanın yargılandığı, zulümden şikâyeti olanın zalime teslim edildiği bir vasattan çıkmak için önce anlamak lazım ve elbette samimiyet? Her tarafı menfaatperest ve ne idüğü belirsiz insanlarla doldurmak nispeten kolay, öyle bir süreç de zaten yaşandı. Bürokrasideki paralel yapılanma da, paralel yapı ile koyun koyuna yaşayan diğerleri de samimiyetsizliğin ürünüdürler.
Peki, bu şartlar altında değişim olur mu, bazı kadroların değişmesi olumlu anlamda bir değişime yol açar mı? Bence açmaz, en fazla yeni simalar gelir. Belki de mevcut insanları atıl bırakan kuvvetler, daha kötüleriyle bizi karşı karşıya getirir. İyimser olmamızı sağlayan çok fazla bir neden göremiyorum.