Tuz, rafineriler devreye girmediği zamanlarda önemli bir meta idi. Sadaka olarak verildiğini bile bilirim. Tekel İdaresi´ne bağlı tuzlalar; belli mıntıkalarda faaliyet gösterir ve hizmet verirdi. Sivas´a yakın iki tuzla da hafızamda yer etmiştir. Biri Fadlum Tuzlası, diğeri Bingöl Tuzlası. Aynı dağın iki ayrı yakasında gibidir ama Fadlum´un tuzu, çiçek tuzdur daha makbuldür. Bingöl köyü sakinleri bile Fadlum tuzunu tercih ederdi. Bingöl kapatıldı, Fadlum sürsün dileriz?
Şehirde tuz, tuzcuda satılır ana köylerde toptan alınır. Tuzlalar her köyü sıraya sokar ve muhtarlara bildirir. Sırası gelen köy, evvel kağnılar, sonra traktörlerle tuzlanın yolunu tutardı. Bingöl, daha yakın ve kolay olmasına rağmen gitmedim ama Fadlum´a gittim. Tesis, tam anlamıyla klasik bir ?Tuzla mimarisi?dir. Değişmediyse ve yerinde duruyorsa tabii? En kısa zamanda yine gitmem gerektiğini düşünüyorum. Şurada burada vakit öldürüyoruz da, böyle ?tarih kokan? yerleri ihmal ediyoruz.
Fadlum deresi de pek sevimli bir deredir. Köküne kıran girmediyse küçük gümüş balığı bile çıkardı. Sivas´ın derelerine ne olduğunu ve henüz diri olanlara nasıl muamele edildiğini oturup yazsam, özüm tutmaz. Ama şu kadarını biliyorum, dereye, ırmağa ihanet edenin suyu kurur, belki soyu da kurur.
Fadlum deresinin suyu azalsa da kesilmez, büküle büküle Kızılırmağa dökülür. Hâla kullandığımız ve kendi ismiyle anılan bir de güzel köprüsü vardır. Sağı solu işgal edilmiş, boğulmuştur; boğulmaya da bir yandan devam etmektedir. Kendini bilmez şöhret budalalarını Allah´a havale ederken, bu köprüyü yaptıranların yedi ceddine rahmet diliyorum?
Modern mimari diye göz boyama ve makyajdan ibaret ve maliyeti de hayli yüksek işlere sarılınacağına, mevcut tabiatı bozmadan imar etmeyi şiar edinen bir şehirciliğe hasretiz. Bu bozulan, kirletilen ve hoyratça yapılaşmaya açılan dere kenarları Türk şehircilik zihniyetine azaptır. Bizim şehirlerimiz ırmak şehridir.
Burada iki cümle söylerim; şehrin bazı akademik seçkinleri, eşraf takılanlar, entel pozunda kırık bükük tipler el ele verip, olmadık yerlerde, olmadık işlerle hedef saptırırlar. Almışımı geçtim ve böyle bir sinmişlik görmedim, insanların katı açılmıyor.
Şu da son sözüm olsun: Bir şehir, sakinlerinin ruhunun aynasıdır; hepimizin, en tepedekinden, en tabandakine kadar...
Merhum Muzaffer Ozak´tan nakledelim: ?Şerefü´l mekân bi´l mekîn de vardır; "Şerefü´l mekîn bi´l mekân" da vardır? Meselâ, bir zât Fâtih Câmi-i Şerîfine imâm olsa, Câmi ona şeref verir. Aynı zât, Fatma Kadın Câmiine imâm olsa, o zât o câmiye şeref verir. Peki, daha sade söyleyelim. Öyle şehirler vardır ki, sakinlerine izzet verir; öyle insanlar da vardır ki, şehirlerine izzet verir.
Her şey denge meselesi ve her şey dengi dengine?