(1) Bir varmış, bir yokmuş. Çok söylemesi günah, az söylemesi sevapmış. Vaktin, zamanın birinde bir padişah varmış. Bunun da zürriyeti olmazmış. Birgün bu Lalasını yanına çağırdı: -Lâle, gel seninle seyahate çıkalım. dedi. Azıklarını, tozaklarını düzdüler; atlarına binip geldiler. Derelerden geçerek, lâle sümbül biçerek vardılar bir pınarın başına. Aptes aldılar, namazlarını kıldılar. Bir de baktılar ki kendilerine doğru bir derviş geliyor. Yanlarına gelince; -Selâmünaleyküm, padişahım, dedi. Padişah da; -Aleykümselâm derviş baba! Sen benim padişah olduğumu bildin, derdimi bilirsin, dedi. Derviş o zamana kadar koynundan bir elma çıkardı. -Senin uşağın olmuyor. Bu elmayı al. İçini hanım sultanla ye. kabuğunu da atınıza yedirin. Vakit tamam olunca bir oğlun olacak. Atın da bir tay doğuracak. Yalnız ben gelmeyince adlarını koymayın, dedi, gözden kayboldu. Padişah da lalasıyla gerisin geri döndü geldi. Geceleyin harem dairesinde işliğini Gömleğini çıkarırken koynundaki elma düştü. Bunu hanım sultan görünce şaşırdı: -Bu ne demektir padişahım? Sen bir padişah olasın da koynunda alma gezdiresin, deyince padişah da: -Hanım sen bıçağı getir bakayım. Ben sana bunun hünerini göstereyim, dedi. O da gitti, bıçağı getirdi. Padişah elmayı kesti. İçini karısıyla beraber yedi. Kabuklarını da ata yedirdi. Aradan bir hayli vakit geçti. Vakit tamam oldu. Padişahın bir oğlu dünyaya geldi. Arkasından da atın doğurduğunu haber aldı. Oğlanı sarıp sarmaladılar. Öpüp okşadılar. Çocuk doğduktan 15-20 gün sonra da derviş çıktı geldi. Padişah onu harem dairesine götürdü. Derviş de çocuğu kucağına aldı, üç defa da arkasını sığatladı. -Oğlum senin arkan yere gelmesin. Yayın okun tılsımlı olsun. Adın Güzel Ahmet, atının adı da Bengiboz olsun, dedi gözden kayboldu. DEVAMI YARIN