Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ediyorum. Dedim ki “fırsat bulunca hemen ''mutlu'' olalım hiç ertelemeden!” Güldü uzun uzun nasıl yani dedi, fırsat bulunca?
Bediüzzaman der ki, “Hayat insana bir salkım üzüm yedirir ama akabinde on tokat vurur.” Madem hayat verirken bir taraftan da alıyor, bari mutlu olduğumuz anlar kaygı ve endişe ile harcamayalım. Gülümsemek için neden aramayalım. Madem dünya iki kapılı bir han bu kadar geçici, süfli o zaman mutlu olmak ve mutlu etmek için küçükte olsa bahaneler üretmeliyiz kendimize. Tabi ki üzülmek acıya ortak olmak ve saygı duymak insani bir durum. Lakin en merhametli olan Allaha havale ederek.
Elli, eli beş yaşlarında bir hanımefendinin evine misafir oldum. Evin renk uyumu çok güzeldi. Haki yeşili koltuklar üzerinde kahvelerimizi yudumladık. Hanımefendinin konsolu üzerinde fotoğraflar vardı. Üç hanımefendinin resmi, hepsi mezuniyet resmi idi ve asker üniformalı bir beyefendi resmi vardı. Sırası ile isimleri ile tanıttı. Hepsi okumuş, iş güç sahibi olmuştu. Dedim ki “ne mutlu size.” Görünen resimde şu vardı, güzel bir evde oturan, çocukları ellerine ekmeğini almış, bir kadın. Oldukça enerjik bir hanımefendi. Madalyonun görünen kısmı, sohbet ilerlemese göz pınarlarının altına saklanmış hüzünler ortaya çıkmasa, sadece görünen kısmı ile fikrin olacak.
“17 yaşında evlendim, bir kızım oldu. Büyük kızım iki yaşındayken küçük kızıma üç aylık hamileydim. İlk eşim ırmakta boğularak hayatını kaybetti. Daha yirmili yaşlarındayım evdeki on beş yaşındaki kayınım ile evlenmemi istedi eşimin ailesi. Ben de kabul etmedim çocuklarımı da alarak annemlere geldim. Sonra kayınvalidem çocukları çok özlediğini dayanamadığı söyledi. Köyün büyükleri de beni razı etti. Büyük kızımı kayın valideme gönderdim bir süreliğine kalması için. Ama benden kaçırdılar dört yaşında gitti, uzun yıllar hiç görmedim. Bir gün bahçede oturuyorum, karşıdan genç bir çift geliyor, aklımdan diyorum ki ne güzel bir kız. Yanıma geldi “anne beni tanımadın mı?” dedi. Dizlerimin bağı çözüldü bayılmışım. Nişanlanmış ve beni bulmuş. Ben tabi evliydim kendimden yirmi yaş büyük bir beyle. Beş çocuğu vardı. Eşi kanser hastasıymış ölmüş ama çok iyi bir eşim var birbirimizden memnunuz” dedi.
Tabi ben bu hikâyeyi dinlerken, çok etkilendim, hiçbir şey göründüğü kadar kolay değil. Büyük acılar gören insanlar, küçük acılara kanat germesi çok kolay oluyor. Eminim ki, bu hanımefendiyi küçük meseleler dertlendirmiyor. Öldürmeyen dert güçlendiriyor, dert insanı olgunlaştırıyor olgunlaştırmasına da insanı göründüğünden ibaret sananlar hata ediyor. Hayat yeşil koltukta kahve içirene kadar ne acılarda baş rol yapmış bu hanımefendiyi. O yüzden fırsat bulunca hemen mutlu olalım sınav hayatın başında mı sonunda mı belli değil.
Rabbimizden afiyet dileyerek, görüşmek duası ile.