Müslim olmakla nemalanan örgüt ile eskiden solcu takılan gayr-i müslimlerin görünüşte ortak tarafı yoktur. Bugün aynı hatta mevzilenen bu ikilinin mevcut iktidarla ve önceki iktidarlarla ilişkileri çok sert zikzaklarla doludur. Bu en açık ortak taraflarıdır ve muayyen ve açık bir siyasî örgüt değil, ?durumdan vazife çıkartan? birer güç odağı oldukları için manevra kabiliyetlerine ve konjonktüre göre aldıkları biçimlere düz mantıkla yaklaşmak mümkün değildir. Bunlara ?odak? olarak bakmalı, hareketlerini de ?çapraz savaş? mantığıyla anlamaya çalışmalıyız.
 Türkiye´nin duçar olduğu kuşatmayı diplomatik başarısızlıklara bağlayanlar kirli siyasetin iç cephesi, alenen terörle iş tutanlar ise dış cephesidirler. Bu iki cephe tam ittifak halindedirler. Diplomatik başarı: Mısır siyasetinde Sisici, İsrail siyasetinde Şaronist, Suriye siyasetinde Esadist olmakla mümkün olabilir. Bunu nereden mi çıkarıyoruz? Mefhum-u muhalifine bakarak.
Bu iki odak basit bir yekûn değil, husumetlerin birliğidir. Alenen Sisici olduklarını söyleyince darbeciliklerini itiraf etmiş olurlar. Şaronist olduklarını söyleseler Filistin boğazlarına tıkanır. Esadistiz deseler katliamların hesabı ağır olur. Ama şu kadarını söyleyelim, Sisi, Şaron ve Esad bunlardan daha net ve daha namusludur.
Medya bulanık olduğu için darasız söz söyledik ve böylece de geçsin kayıtlara? Müslüman Kardeşler teşkilatını terörle suçlayan cemaatçi yazarı, İsrail devletini ?otorite? olarak nitelendiren kutsayan ruhbanı ve dünya ölçeğinde Esad´a resmî ziyarette bulunan nadir Türk siyasetçileri birleştiren sebepleri ve güçleri anlamak bu ülkenin namuslu yerlileri için ilk görevdir. Ardından icab-ı hâle uygun eylemek gelir ki, en düşüğü kalpten ve şeksiz muhalefet etmektir.