Son iki haftaya seyir zevkiyle damgasını vuran Sivasspor, evinde farklı bir kimliğe bürünmesini biliyor. Oynatmamak değil oynamak için sahaya çıktığında, hangi takım olursa olsun, maçın seyrine zevk katıyor. Güzel olan kısımlardan biri rakip kim olursa olsun oynamak için sahaya çıkıyor. Lig başlangıcından bugüne kadar sadece Rize deplasmanında bu kimliğinden farklı bir görüntü sergiledi.
Son maçlarında mağlup olan iki takım mutlak 3 puan almak için çıkmak zorunda oldukları bir müsabaka oynadılar. Ev sahibi olma avantajı Sivasspor açısından bu üç puanı daha da önemli kılıyordu. Çalımbay dörtlü defans önüne Hakan Arslan klasiğiyle başladı. Önlerinde yine hücum gücü yüksek, dörtlü orta saha ve önlerine Yatabare gücünü kullanmak istemiş. Beklediğim kadroyla çıkmıştı. Rıza Çalımbay içerde genellikle hücum gücü yüksek oyuncu profiliyle oynamayı seven bir teknik adam.
Tiyatro sahnelerinde ne kadar tecrübeli olursan ol, çıkacağın bir oyunda ezber metnini unutursan, toparlayana kadar bocalar durursun. Cumartesi günü Sivassporlu oyuncular gerçekten tam iki perdelik bir oyun sergiledi. İlk perdesinde ezberi unutan oyuncu sayısı yüksek olunca tam anlamıyla ne anlatmak istediklerini anlamadım. Özellikle Traore rolünü sanırım anlamamış ya da Çalımbay yanlış bir rol vermiş olacak ki, ilk yarı takım tam bir bocalama yaşadı. Bu durumdan Traore´de hoşnut değildi. Ben saydım ilk yarı boyunca topla buluşma sayısı bir elimin parmağını geçmedi.
Kadro sıkıntısını en derinden hissetmelerine rağmen, bu denli pozitif bir oyun anlayışı göstermeleri alkışlanacak seviyededir. Her ne olursa olsun oyun disiplininden kopmuyorlar. Sonuca gideceklerine olanca güçleriyle inanıyorlar. Bu takım olabilmenin güzel yanlarıdır. Sivasspor 9 haftalık periyotta ?RİZE? deplasmanı hariç, diğer tüm maçlarda bu özelliğini göstermiştir.
DERLEK ve MERT HAKAN?
Çalımbay, Armın Derlek konusunda ısınmaya başladı. Henüz 19 yaşında olmasına rağmen, oyunu çok yönlü oynayabilen bir oyuncu olduğu için, ikinci yarının başında Traore´nin yerine oyuna sürdü. Bu değişikliğin en önemli nedeni Çalımbay´ın gol bulma isteğiydi. Oyunun ilk yarısında Traore´ye yüklediği misyon oyuncu portföyüne uymadığı için, ilk yarıda beklediği faydalılığı Traore´de göremedi. Ama yine tekrar ediyorum, bu Traore´nin kötü oyuncu olduğu anlamını taşımaz. Oynadığı pozisyon gereği, yeteri kadar topla buluşamadığı için, Mert Hakan´ın topla oynama isteğinin gölgesinde kaldı. Futbol öyle bir oyun ki takım olabilmenin kuralı oyuncuların birbirini tamamlamasıdır. Ne var ki hem Mert Hakan, hem de Traore aynı pozisyonda, yani topla oynama, oyun kurma kaleye yakın olma durumu ikisinden birini oyun dışı bırakacaktı ki, bu Traore oldu. Derlek ise daha atletik bir yapıya sahip olduğundan, rakip topu kazandığında çabucak pozisyon bozabildi. Nitekim Çalımbay´ın bu hamlesi golü beraberinde getirdi.
Antalya´lı futbolcuların hem bu karşılaşmada hem de Gençlerbiliği karşılaşmasında yaptıkları bireysel hatalar Bülent Korkmaz´ın tahtını da sallamaya başladı. Bu hatalara zorlayan faktörler elbette ki rakip futbolculardır.
İkinci yarı sistem değiştirmeyen, ancak rolleri farklı dağıtan Çalımbay yanlıştan çabuk döndü. Özellikle Derlek´i Mert Hakan´ın yanında gezdirerek rakip üzerinde ki baskıyı artırdı. Golü bulduktan sonra yine akıllıca bir değişiklik yaparak, Fernando´nun yerine Erdoğan´ı sahaya sürdü. Antalya´nın çıkışlarında Fernado´nun dönüşte sıkıntı yaşaması, kendini oyun dışına aldırmasına sebep oldu. İlk yarının aksine her bölgede alanı kapatan, kazandığı topları olumlu kullanan sivasspor, final sahnesini alkışlarla bitirdi.
Önümüzde kupa maçı ve Denizli deplasmanı oynayacak Sivasspor´da en büyük sıkıntı rotasyona müsait olmayan kadro yapısıdır. Umarım bu süreci en az hasarla atlatır. Ziraaat Türkiye kupası oynamayan oyuncular için önemli bir fırsattır. Çalımbay bu önemli organizasyonu lehine çevirecek bir teknik adamdır. Kupa maçında tamamı rotasyona uğrayan bir kadro görürseniz şaşırmayın. Başarılar Çalımbay ve talebeleri.