Bayram namazını tarif için ?İki salla, bir bağla; üç salla bir yat!? diye bir formül vardır, ezberlemesi de kolay? Sanki biraz argoya kaçar gibi; salla, bağla, yat gibi emir kipinde kelimeler namazın rükünleri için kullanılmaz. Eğitim amaçlı diyelim ve biraz tebessümle bu bayram namazı tarifini hoş görelim. Ben de çocuklarıma bu sözlerle öğrettim bayram namazını. Bayram namazı senede iki defa ve her bayramda da hoca efendiler nasıl kılındığını hatırlatır. Buna rağmen şaşıranlar çıkar; önemli değil, rutin dışı bir namaz olduğu için şaşırmak insani bir şeydir.
Esas derdim bayram namazını anlatmak değil; ?salla-bağla-yat-kalk?  tarzı teravih namazlarıdır. Ergonomik muhafazakârlar akşama değin ağız çene takımını bağlamışlardır, iştahları da tavan yapmıştır. Zar zor günü tamamlarlar ve iftarda yağlı, etli, butlu bir sofra mutlaka bulurlar. Sonunda şiirsel bir de dua vardır; cennette köşk, huri ne varsa alayını isterler. Eh hadi bazıları dar abdestle akşam namazını savuşturmuştur, sıra gelmiştir teravihe? Malumunuz üzre, uzun bir namazdır ve yaz ramazanlarında gece yarısını bulur. Normali, vakti olanın aheste aheste camide kılmasıdır; dileyenlerin sekiz rekât sonrasını evde tamamlamasıdır. Anormali ise, namazı bir an önce toparlamak(!) için aşırı süratli kılmak; daha mühim işlere zaman kazanmaktır. Kazaya kalan dedikodu ve gıybet borçları sahur girmeden eda edilmelidir. Camiler genellikle ortalama bir hız tutturduğu için, mutasyon geçirmiş bu yeni dindar türü kendilerine başka mahfil ve mescitler edinirler. Bir tür alternatif Ramazan mescidi ve Ramazan cemaati oluşmuştur; sallar, yatar, kalkar jet hızıyla işi bitirirler. Bu hareketler faydalı hareketlerdir, hazma da faydası vardır; hem oruçtan maksat sıhhat kazanmak değil midir?
Dinde yaşanan anlam kırılmaları ve muğlaklık, Ramazan ayına ve oruca da yansımaktadır? Bol besinli sofraların ?ramazan bereketi?, günlük dedikodulara diğer aylardan fazla zaman ayırmanın orucun ?sosyal faydası? olarak takdimi; piyasa toplumu formlarıyla ibadetleri ilginç bir b,içimde bütünleşmektedir. İbadet değil de, ibadetin amacı olmayan fizikî ve sosyal faydaları ön plana çıkmaktadır. Kentsel dönüşümden geçen ve alabildiğine sekülerleşen neo-dindarın zaten Ramazan dışında dindar olmayandan ayırt edilen bir hayat tarzı (life style) kalmamış gibidir.  Geleneksel yahut folk İslam denilerek bazı ritüeller alabildiğine aşağılanırken, moderniteye eklemlenen dinî temayüllere geniş alan ve imkân açılmaktadır. Piyasa toplumu formalarını eleştiren radikal yahut vahhabîmeşrep bir temayül yoktur. Mum yakma ve çaput bağlamayı miktarından ziyade eleştirenler; reklam ışıklarının altında selfie çektiklerinin farkında değildirler. Türkiye dindarlığının nasıl eğrilme ve kırılmalardan geçtiğini anlamaya en büyük engel: Türkiye´nin %99´unun Müslüman olduğuna dair, her kesimin işine gelen söylemdir. Dinin ahlakî belirleyiciliğinin değil, piyasa toplumunun dindarı biçimlendirdiği bir toplum üzerine söylenecek çok söz vardır. Söylemenin sadece gelecek nesiller için çok büyük faydası olabilir. Saha araştırmasına da çok büyük ihtiyaç vardır; ciddi ve namuslu araştırmalara? Aksi takdirde kitlelerin mühendislik yoluyla modernitenin kareköküne alınmasına aldırmadığımız gibi, fert başına tüketim miktarında meydana gelen artışları bile dinî gelişme bile sayabilirler. Kim sayabilir? Dünyevî hırsına dinî meşruiyet arayan ergonomik muhafazakârlar?
Teravih namazında son durum üzerine biraz düşünüldüğünde, belki sizler de dindarlık üzerine ters bir okuma gerçekleştirebilirsiniz. Meselâ, ??Toplu iftarlar dinî gelişme midir, fiesta havasıyla Ramazan bereketinin karıştırılması mıdır?? gibi sorular? ?MAK Danışmanlık? tarafından, bu tür sorulara imkân veren ama çok da üzerinde durulmayan bir anket çalışması yapıldı. Bayramdan sonra üzerinde durmayı düşünüyorum, şimdilik Ramazan hürmetine ertelemiş olalım?