Arapça kökenli, Türkçe karşılığı “danışmak” manasına gelen, İstişare sözcüğünü kelime hazinemize almak yeterli olmaz sanırım. Uygulamada da bu sözcüğü yaşamak içselleştirmek hayat yolculuğunda  karşımıza çıkan sorulara  mümkün olduğunca sevdiklerimiz ile birlikte yanıt aramak bize de yol açacak şüphesiz. Yaptığım radyo programında konuklarıma mütemadiyen sorduğum bir soru var: “Yaşam da yol alırken en çok “ne için anladım ki?” dediğiniz şey nedir?” Genel olarak konuklarım (iş insanı ticaretin içinde bulunan isimler) ortalama aldığım cevap ise şu; “Tecrübeli insanlar ile istişare yapmak!”

Kur’an-ı Kerim de şöyle buyurulur; ''Yapacağın işi önce meşveret et.'' (istişare) Ali İmran; 159.

Ve bir hadis-i şerif de efendimiz buyurur ki; ''İstişare pişmanlığa karşı bir kaledir.''

İstişare unutulmuş bir sünnettir. İstişare, ben biliyorum dan biraz olsun vazgeçip işin ehline soru sormaktır. Soru sormak belli ki hiç şüphesiz daha az hata yaptırır, lakin bir de enaniyet elbisesinden kurtarır. O iş konusunda kesin bir bilgi mevcut ise istişaresiz yapabileceğin söyleniyor. Lakin en ufak tereddüttün varsa istişarenin aydınlatıcı kapısını çalmak lazım.

Bir başka hadis i şerif buyrulur ki ''Yapacağı işi ehli ile istişare edene o işin en güzeli nasip olur.'' Nasıl güzel bir ikram, sen istişare yapıyorsun ve yapacağın işin en güzeli nasip oluyor. İstişarenin en büyük düşmanı gurur ve kibir. “Danışan dağı aşmış danışmayan düz yol da şaşmış'' der büyükler. Danışmak hiç bir zaman bizi eksik kılmaz bilakis bizi yüceltir. Bizimle de istişare yapılırken, bunun sünnet olduğu bilinci ile en güzel ifadeler ile cevap vermemiz lazım. Akıl bir nimettir bizim aklımıza fikrimize talip olanı da boş çevirmemek gerekir. Fakat istişare yapılabilir, sonunda irademiz ile karar alabiliriz. Biz sünnet kısmını uygulamış oluruz ve hiç şüphesiz bunun rahmeti bize inecek dir.

Bunun bir örneği Eshab-ı kiram zamanında yaşanmıştır. Hazret-i Ebu Bekir halife iken, mürtedlerle savaş etmeye karar verince, Hazret-i Ömer, istişare edilmesini teklif etti. Hazret-i Ebu Bekir de, ileri gelenlerle istişare etti. Müşavere heyetindekiler, çeşitli makul sebepler yüzünden savaşmayı uygun görmediklerini belirttiler. Şayet savaşılırsa da, askerlerin yarısının şehirde kalıp, şehrin emniyetini sağlaması gerektiğini söylediler. Hazret-i Ebu Bekir, hepsini dinledikten sonra, (İstişare yapılmıştır, savaşa karar veriyorum, tek kişi kalmadan askerlerin hepsinin de savaşa gitmesini emrediyorum) buyurdu. Eshab-ı kiram, kendi görüşlerine aykırı karar alınmasına en ufak bir tepki göstermediler. Çünkü istişare sonunda bu karar verilmiştir. Onun için, idareciler, bizimle görüşüp de bizim düşüncemize aykırı hareket ederlerse, tepki göstermemiz caiz olmaz. Emir üzerine bütün ordu, savaş meydanında toplandı. Düşman ordusu, yerin göğün askerlerle dolu olduğunu görünce, bunların, en az yarısı da şehirde nöbet bekliyordur diyerek barış teklifinde bulunmaya, istenileni vermeye mecbur kaldı. Böylece Hazret-i Ebu Bekrin basireti, yüksek deha sahibi olduğu bir kez daha meydana çıktı. Müslümanlar arasında birlik beraberlik bozulmadan kâfirlere karşı savaşsız galibiyet kazanıldı.

Bir daha ki yazıda buluşmak duası ile.