İstanbul ´da ikamet eden eğitimci yazar Tuğba Akbey İnan ile irade hususunda konuştuk. Bu hafta köşemizde Tuğba hanımı misafir ettik.  
 
           
Bize kendinizi tanıtır mısınız?
On altı yıllık evli, iki çocuk annesi, uzun yıllar radyo ve tv programları yapmış, gazete ve internet sayfalarında yazılar yazmış, Çocuklar Anneleri Büyütür, Ruh Ziynetleri ve Duygularımı Farkediyorum (masal kitapları) isimli kitapları olan, lisansını sosyolojiden, yüksek lisansını Kişilerarası İletişimde Yapmış aynı zamanda Aile Danışmanlığı eğitimi de almış biriyim.
 İrade eğitimleri veriyorsunuz. Ama bundan önce sizin hayatınız için iradenin literatürdeki yerinden farklı bir boyutla sizin hayatınıza girdiği bir an oldu mu?
 Evet, çünkü irade konusu gündemime girdiğinden beri aslında bana her gün önemini bir kez daha hatırlatıyor. Ben Allah´ın iradeli kullar istediğini, tüm emir ve yasakların iradeli kullar olmamızı desteklediğini üzerinde düşünme seyri geliştirince fark ettim... Ayrıca bir insanın ben iradeliyim ya da iradesizim diyerek, bu konuda çaba sarf etmeden kendini tanımlamasının da yanlış olduğunu söyleyebilirim. Her şey gibi iradeli olmak da emek ister.
 
 İrade hususunda bir türlü kendiyle baş edemeyen bireylere ne tavsiye edersiniz?
Kavramlar benim için önemlidir. Baş etmek insanın sürekli kavgalı bir hale dönüşmesi demek bana kalırsa. Hâlbuki insan sürekli kötü bir ruh halindeyken ya da sürekli baş etme halinde adım atacak alan bulamayabilir. Bunun yerine, yapabildiklerini de görerek, bir amaç edinerek, iradenin tıpkı bir kas gibi ancak geliştirdikçe güçleneceğini fark ederek, yediklerine ve içtiklerine dikkat ederek ve günlük şarjını gereksiz işlerde ve hislerde tüketmeyerek daha iradeli olacaklarını söyleyebilirim.
 
 Eğitimlerinizde karşılaştığınız hayat öykülerinden bir örnek verimisiniz?
Aslında bütün hikâyeleri kendime emanet edilmiş görüyorum o sebeple birebir örnek vermem zor. Lakin insanların belli bir yaşa gelmiş olmalarına rağmen, kırılgan, sevgi görmemiş o küçük çocuk halleri beni çok etkiliyor doğrusu. Bu sebeple derdimin çocukların onurunu korumak olduğunu söylemeliyim. Zira pek çok hikâye onuru korunmamış, kalbi kırılmış, hakaret ve zorbalıkla öğretilmeye çalışılmış yaralı çocukluk hikâyelerine götürüyor bizi. Ben Pam Leo´nun dediği gibi yaralarından iyileşmek zorunda kalmayan yetişkinlerin artmasını diliyorum.
Ve sanırım bu sebeple en hüzünlü kısmı " Çocukken kimin yanında kendinizi güvende hissederdiniz?" sorusuna, sıkça " aklıma gelmiyor" cevabını almak. Ya da komşu teyzelerden, bakkal amcalardan bile bahsetmelerine rağmen anne babam diyememeleri. Yanı başımızda çocuklar büyüyor ve biz oda düzeni, ders başarısı derken bunun şükrünü eda edemeden zamana kendimizi kaptırıyoruz.
 
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Son olarak da ilk olarak da şunu söylemek isterim... Emek huzurlu bir insan olmanın da, saygın bir anne baba olmanın da, sahici bir dost olmanın da, Salih bir kul olmanın da en büyük adımı. İnsanlar istedikleri ama yolunda gitmeyen her mesele için " gerçekten emek verdim mi?" sorusunu kendilerine sormadan yol alamayacaklar. Hemen her şey olsun isteyenler, insanın anne karnında büyüyüşünü, bebeklerin sürecini ve geldiğimiz noktayı düşünsünler. Her şey zamanla ve emekle mümkün. Zaten mesele de burada başlıyor. Bir kitap hayatımızı değiştirsin, bir seminer evdeki huzuru sağlasın, bir uzman çocuklarımızı düzeltsin istiyor pek çok insan. Bunların hiç biri hemen olmayacak... Ancak ne istediğini bilen, bir derdi olan, sorular soran, şükreden ve emek veren insanlar yoluna çıkan engelleri aşabileceklerine inanacaklardır. Diğer türlü şikâyete ve huzursuzluğa devam edecekler. Seçimi herkes kendi yapıyor. İşte iradenin bir kez daha önemi:) Seçim yapabilmek için bile kendisine ihtiyacımız var zira.
Sevgiler?