İbrahim KAYA

 

 

            Gazze tutsaktı, Halep’i yerle bir etmişlerdi. Şam’da ağıtlar kesilmiyordu uzun zamandır. Bağdat niçin perişandı? Hangi sebeple yüzü gülmüyordu Musul, Kerkük ve Süleymaniye'nin. Doğu Türkistan’ın gözyaşları ne zaman bitecekti? Arakan’da zulüm, Yemen’de her gün yeni bir acı... Mekke hüzünlüydü, Medine huzursuz...

            Ve işgal altındaki Kudüs!   

Ken’an   diyarı… Peygamberler şehri… İslam’ın ilk kıblesi… Mukaddes belde…

Ah ki ne ahtı… Ve hatta   eyvahtı!

            Tarihin en kadim   şehirlerinden biriydi Kudüs...   Yok   edildi, işgaller gördü defalarca, saldırılara uğradı, el değiştirdi. Her daim ayakta kaldı, önemini korudu yine de.

             Hz. Peygamber, (sav)   Yüce Allah (cc) tarafından   ‘bir takım âyetler gösterilmek için’   çağrıldığında   O’na  (sav) emanet edilen mübarek mekân… Pek çok   İslâmî   eseri bünyesinde   barındıran kutsal şehir…

            Karadan ve denizden ve hatta havadan kuşatılmış, bütün can damarları kesilmiş bir toprak parçasında yaşamak ne kadar mümkünse işte o kadar hayattaydı Kudüs... Gök kubbenin altındaki en mübarek beldelerden biri olan Kudüs bu hâllere hiç düşmemeliydi, düşürülmemeliydi.

"Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde

Götür Müslüman'a selam diyordu.

Dayanamıyorum bu ayrılığa

Kucaklasın beni İslam diyordu."

(Âkif İNAN)

Taş işçiliğinin o müstesna   eseri; gümüş, yakut ve incilerle bezeli, misk ve amber kokan, kapılarına kilit vurulmaya çalışılan   Mescid-i   Aksa gözlerimizin içine bakıyordu âdeta ve ağlıyordu sessiz   sessiz...

            Mescid-i   Aksa’nın   altı oyuluyordu   değişik bahanelerle.   Kudüs gün geçtikçe İslam’ın olmaktan çıkıyordu. İşgal altındaki İslam topraklarında haksızlıklar görmezlikten geliniyor, yükselen sesler duyulmuyor. Alan daraldıkça daralıyor, zulüm daha da artıyor.   Ezanlar susturuluyor, namazlar yasaklanıyor acımasızca.   Mescid-i   Aksa’ya   girmek gün geçtikçe zorlaşıyor.  

            Siyonist ve işgalci rejim önce sinsice işgal ediyor sonra sahipleniyor evleri, tarlaları... Füzeler, bombalar binaları yıkıyor, ocakları söndürüyor. Oysa çok eski devirlerle   korkmuşlar ve Kudüs’e gitmekte tereddüt etmişlerdi.   Hatta   Hz. Musa’ya “Git, sen ve Rabbin savaşın…” demişlerdi. Ama şimdi Müslümanların   birbiriyle uğraşmasını ve vurdumduymazlığını fırsata çeviriyorlar. Saldırıyorlar her bir taraftan.

            Ticaret kervanları geçmiyordu artık yollardan. Hanlar, kervansaraylar yıkılmıştı. Dağılmıştı bütün çarşılar ve pazarlar…   Meydanlar, caddeler, sokaklar tanınmaz hâldeydi.   Bereketli topraklarda ürün yetişmez olmuştu.   Bir zamanlar üzerinde koşup oynadığı topraklara adım dahi atamıyordu çocuklar. Anaların gözyaşları dinmiyordu, babalar hüzünlüydü. Yabancısı olmuşlardı kendi vatanlarının. Oysa buradan doğardı bir zamanlar bütün ümitler, sonra yayılırdı bütün dünyaya. Bu umutları solduranlar kimdi?

Esir olmak mı? Asla! Ve dahi imkânsız… Zira dünya var olduğu müddetçe özgürlük türküleri söylenmeye devam edilecekti bu kutsal beldede. Her şeye rağmen   Mescid-i   Aksa’yı   yalnız bırakmıyordu bir avuç şehadet sevdalısı. Bırakamazdı onu imanlı vicdanlar.   En uzak cami anlamına gelse de   o,   İslam’ın kalplere tesir   eden   en   yakın ibadet yerlerinden biriydi.   İsra   ve Miraç   mekânıydı.   Emanetti müminlere bu topraklar.

“Sakın,  Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma !

Allah onları ancak,

gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.”

(İbrâhîm Sûresi, 42)

            Kulaklar sağır,  gözler kör olsa da bunları   gören, duyan mutlaka vardı.   Derme çatma evlerde derme çatma hayatlar yaşanıyordu buralarda.   Bir masanın etrafında toplanan garip ve yoksul insanlar   Mescid-i   Aksa’yı   konuşuyorlardı her vakit. Geçmiş güzel günler muhayyilelerinde hep capcanlıydı.   Hayat hasbelkader burada bir araya getirmişti onları madem, ayakta kalmayı başarabilmeliydiler. Komutanı Muhammed (sav) olan Müslümanlara bu yakışırdı.  

" Bütün uyuyanları uyandırmak  için 

bir tek uyanık yeter ."

(Malcolm X)

Kudüs’ü   yeniden   özgür kılana kadar yüzü gülmeyecek, kilitleri kırıp kapıları açacak bir Selahaddin   Eyyubî  daha hiç uzakta değil aslında. Mekke, Medine, Kudüs, Şam,   Bağdat,   İstanbul başta olmak üzere bütün İslâm beldelerinin, Müslüman coğrafyaların bir araya gelme vakti yakındır.

Ve akıllardan asla çıkmaması gereken hakikat: Kudüs de istikbal de İslam’ındır.