Yıllar yıllar evvel?
Bir sivil platformun sempozyum davetine icap etmiştim. Ülkemizde ?sivil kuruluş? denilen ve ?sivil? kelimesinin sağcılar tarafından henüz kullanılmaya başlanmıştı. Ama nasıl kavramışlardı işi, aklınız durur. Kahvaltı ve öğlen yemeği sultanlara layık? Bir an salondakilerle sohbet ettiğimde şaşakaldım; çoğu tuzu kuru taifesi ve siyasete hazırlanan muhteris taşralılar. Tabasbusun, kırdırmanın bini bir para? Gariban bir Sivaslı ilaç olsun için yoktu.
Günlerce hazırlanmış şehir ve şehirlilik üzerine bir bildiri hazırlamıştım. İstanbul dedim burası, oradaki hemşerilerimiz daha kültürlü olmuştur, derin sözler söylemek lazım. Fırıldak da kapıda başlamıştı; daha önce davranışlarını hazzetmediğim bir akademisyenin numarasıyla, son oturumun son kişisi olarak planlanmıştım. Masada oturanlar sade suya tirit tiplerdi. Ben şehirciliği anlatıyorum, o Sivas´ta da on katlı binaların resmini gördüğü için iftihar ediyordu. Bir başkası, Sivas´ın milli mücadele deki yerini anlatıyordu. Boyumun ölçüsünü aldım. Bu memlekette fikre de, fikir namusuna da mahal yoktu? Çok az insan, böyle yoğun bir metinle karşılaşmadıklarını, devamının mutlaka gelmesi gerektiğini, kitap yapmamı filan söylemişti. Bence bütün şehirli sayısı da o kadardı, nüfusumuz gerçekte artmıyordu yani. Gerisi oy potansiyeli veya oy avcısı idi. Bir kısmı da bürokraside yükselmek için çevre tutmaya gelmişti.
Mahalleden tanıdığım ve okuryazar geçinen bir arkadaşımı bir ara gördüm dinleyiciler arasında. Sonra salonda hoş beş ederken, ?Üstad, çok ağır bir konuşma hazırlamışsın, lök gibi oturdu!? demişti. Sosyolojik gözlem açısından en kârlı sempozyumumu orada yaşadım, benzer bir olayı da bir şiir gecesinde yaşamıştım. Görgüsüz tipler, çocuklarını şair seyrettirmeye getirmişlerdi. Orada da şiirim, lök gibi oturmuştu aslında. Çünkü şiir bile onlar için bir atlama taşı, fiyakalı bir zanaattır. Şairin oralarda işi olmaz, olanların da adı benzer nedenlerle şaire çıkmıştır. Bazen şiir yazdıkları da olmuştur ama şairlik şiir yazmak değil, şairce yaşamakladır.
Yıllar yıllar geçti?
O salondan ne belediye başkanları, ne milletvekilleri, ne bürokratlar çıktı? Sivil demek, tam anlamıyla sağcıların ?masonik? numaraları süratle öğrenmiş olması demekti. Çıkanlar ne oldu deseniz, tıka basa yiyorlar, helali haramı göremez haldeler ve hâlâ sivil platformlarda daha yukarı makamlar için tabasbus ve kırdırma işlerini ibadet vecdiyle sürdürüyorlar.
Bu memleketin, tek derdi Fetö değil anlayacağınız. Bir doyum ve dönüş noktası diye umutları olanın umutlarını söndürmek istemem ama bence ?Önce ahlak ve maneviyat!? sloganı, çok ama çok hafife alındı. Ahlak ve maneviyat katma değer, önce para ve maddiyat ise biricik hedef.
Sadece, az sayıda ve boyun eğmeyen fakirlerden umutluyum? Nice insanlık kaldıysa onların yoksul sofralarında, solgun benizlerindedir.