Modernleşme-kapitalizm ilişkisi, ?Her mahalleye bir ağa? basitliğine indirgenmiş ve devlet takviyesiyle yürütülerek bir ekonomik ahlak haline gelmiştir. Milyoner olmak, bir tür devlet tarafından atanmışlık gerektirmektedir. Bugünün çok şanlı holdingleri, sermaye birikimlerini büyük oranda devletle iş tutmaya borçludurlar.
Mustafa Kemal, hem dini hem dünyevî boyutuyla bu basitleştirilmiş ideolojiyi daha vazıh ve erken dile getirmiştir. Birinci İzmir İktisat Kongresi arifesinde Balıkesir ziyareti akış itibariyle ideolojinin mahiyetini kavramamıza yardımcı olabilir. 6 Şubat 1923 varış ve şehir gezisi; 7 Şubat Zağanos Paşa Camisi´nde mevlit merasiminden sonra meşhur Balıkesir Hitabesi´ni irad etmiştir. Yanlışlıkla ?hutbe? olarak da adlandırılan bu konuşma, veciz bir rasyonel ilahiyat şaheseridir ve bir modern halife/modernleşmenin halifesi tipi çizmiştir. 8 Şubatta ise şehir eşrafına ?Kaç milyonerimiz var? Hiç? Binaenaleyh, biraz şansı olanlara da düşman olacak değiliz. Bilakis memleketimizde birçok milyonerlerin, hatta milyarderlerin yetişmesine çalışacağız.? sözleriyle seyahatini tamamlamış ve oradan İzmir´e geçmiştir.
Rasyonel ilahiyat çizgisi de, kapitalizm hedefi de daha sonraları başkalarınca da telaffuz edilmiştir. Doğrudan söylenmemiş olmasa da daimi istikamet her mahallede milyonerlere sahip olmaktır. Üretim miktarı üzerinden değil, tüketim göstergeleri üzerinden tanımlanan bir modernleşme maceramız söz konusudur. Tarım ve sanayi politikaları da tamamen rastgeledir, uzun vadeye yönelik millî politikalar belirlemeye bizzat ?resmî girişimci? manidir. Henüz belirginlik kazanmış bir müteşebbis tipimiz yoktur. Biraz zorlarsak ?kalem efendisi? tipinden münharif bir tüketici tipi ise pekâlâ çıkarılabilir. Türkiye, OECD verilerine göre akıllı telefonla internet kullanımında dünya ikincisi olmuştur. Tüketim iştahı ve zamanı kullanma açısından bakıldığında bu rakamlar zenginliğe değil, derin gizli işsizliğe delil olabilir.
Siyasi temayüllere baktığımızda Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak sentezi daima karşımıza çıkmaktadır. Üç tarz-ı siyasete esas olan üçlü uknumlu kimlik siyaseti, öncelik ve önem derecesine göre geliştirilen söylemlerle yürütülmüştür. Gerçekte öncelik ve sonralık önemli değildir; bazen konjonktüre göre sentezin unsurları tedric edilmiştir; asıl tortu, muasırlaşmak/modernleşmektir. Elde kalan vatan ve vatandaşların fundamental diğer özellikleri; askerî pozitivizm gölgesinde ve devrimci yollarla ciddi boyutta değişmiş/değiştirilmiştir. Batıcılık, İslamcılık ve Türkçülük; modernleşmek tortusuna bağlı üç gölge ideolojidir. Devamlılığı neyin sağlayacağı müphemdir. Üçünün de Türkçe konuşmaktan kaynaklanan nisbî bir alaturkalığı vardır, üçü de modernleşmenin dilini esas ittihaz etmişlerdir. Türkçü, kendi öncelik ve ayarlamalarına göre İslamcı ve Batıcı; İslamcı, belli dozlarda Türkçü ve Batıcı; Batıcı da belli dozlarda İslamcı ve Türkçüdür.
İdeolojilerin netlik taşımaması, siyasî oluşumların iktidar olmak yoluyla toplumu yönetmeye/modernleştirmeye talip olduklarındandır. Mahut zihniyet alanları, modernleşme hedeflerinde çok az farklılıklara sahiptirler ve üçü de kapitalizmi ahlakî bir duruşla karşısına alamamıştır. Sefaletten doğan sosyal devlet anlayışı bile tarihimizden kaynaklanmaz, taklidîdir. Girişimciliği değil, zenginlik ve zenginleşmeyi öne çıkaran bir kapitalizm ahlakî alana sirayet etmiştir. ?İktisadi eylemlerde zorunluluk alanı neye göre tayin edilecektir?? sorusuna ?mallar kıt, ihtiyaçlar sınırsız? diyerek akıllı(!) bir cevap mı vereceğiz? Yahut ?her şey bol, para kıt? diyerek nefsimizin çektiği şeylerin peşinden mi koşacağız? Her ikisinin cevabın da paralel ayna olduğunu bilebile bir tanecik olsun soru sormayı aklına getirmeyenlerle yürümek şöyle dursun, yan yana fotoğraf çektirmek bana zül gelir.