(19)
O nedir ki ilk görende ayarlar
O nedir fa yakasından soyarlar
O nedir ki yemeyip de doyarlar
Bunların tanımını haber ver bana
Aldı Mahmut:
O aydır ki ilk görende ayarlar
Nesimî’yi yakasından soyarlar
Muhabbettir yemeyip de doyarlar
Bunların tanımı haber al ustam
O zaman Hasan Ağa ayağa kalktı. Aşıklara
-Durun bakayım, diye el kaldırdı. Âşıkların ikisi de durdu. Durunca;
-Paşa yeğenim! Burası paşa meclisi. Burada kanunsuz erkânsız iş olmaz. Dört beyit senin âşığın ileride söyledi. Dört beyit de benim âşığımın İleriden söylemesi lâzım, deyince paşa da;
-Hay hay amca. söylesin, dedi.
Hasan Ağa geriye döndü, Mahmud’a;
-Söyle oğlum, deyip yerine oturdu. Aklı Mahmut:
Dinle ustam dinle sual sorayım
Hassas atın nice nice yolu var
Bin tabak üstünde oturanların
Onlar kimdir ellerinde dolu var
-Buyur ustam cevabını söyle, dedi.
Paşanın aşığı söze cevap bulamadı. Kafasını geriye eğdi, arpacı kumrusu gibi düşünmeye başladı. Sazın ucuyla yeri karıştırıyordu. Bunu gören Kamber, kendi kendine; “Vay ocağın bataydı âşık. Burası durulacak yer miydi? Şimdi bu oğlan coşa gelir de kızın adını söylerse ocağımızı batırdı.” Kamber o yana bu yana bakmaya başladı. Bunu gören Hasan Ağa;
-Oğlum Kamber! Neye sağa sola bakmıyorsun?
-Amca! Kardeşimin beyti cevapsız kalıyor. Bir sazım olsa ki şu kardeşimin beytini cevaplasam, ona bakıyorum.
Hasan Ağa dedi ki:
-Oğlum, âşık kanununda duran âşığın sazı öbürünün olur. Kardeşinin durduğunu âşığın kalk sazını al bakayım, dedi.
Kamber kalkıp âşığın sazım elinden aldı, bağrına bastı, geriye döndü. Aldı bakalım kardeşinin beytine cevap olarak ne söyledi.
Eğlen kardeş eğlen cevap vereyim
Hassas atın otuz iki yolu var
Bin tabak üstünde oturanların
Onlar kırklar ellerinde dolu var
Mahmut aklından dedi ki; “Ulan bu dağdan inmiş adam demek ki, kendine güveniyormuş. İki de bir yol sazıma sarılıp yatıyordu. Bunda hüner varmış, iyi rastladı. Şuna öyle bir zor yerden sorayım ki, orada dursun da bir daha karşıma çıkıp sazıma sarılmasın.”
Aldı Mahmut:
O kimdir ki günden güne eder göç
O kimdir ki hiç boynuna almaz suç
Başı birdir ağzı dörttür gözü üç
Daha da Mahmud’un yüz bin falı var
-Haydi bakalım Kamber, dedi. Kamber;
-Geliyorum kardeş, dedi. Aldı Kamber:
Azrail’dir günden güne eder göç
Kör şeytandır hiç boynuna almaz suç
Allah birdir kitap dörttür talak üç
Bunu bilmeyen ne kemali var.
O zaman Mahmut niyetlendi ki, Kamber’e bir daha sorayım, diye. Fakat paşa ayağa kalktı.
-Durun oğlum durun, dedi. Iş anlaşıldı.
Kamçısını eline aldı. Kendinin kırk tane divan âşığına o kadar sopa çaldı ki, kollan yoruluncaya kadar.
-Ulan pezevenkler! Bu iki çocuk gelmeseydi, ben sizi hakiki âşık belleyerek, Ömrümün nihayetine kadar sizi boşa mı görüp maaşlayacaktım! Çıkın bakayım.
Aşıklardan sazını alan dışarı zorlandı. Paşa kapının yan tarafında durdu. Gecenin sırtına gürzü ile vurdu. Kırkı da dışarı çıktılar. Paşa da arkaları sıra, divanın önüne çıktı, ellerini böğrüne koyup yüksek sesle bağırdı ve âşıkların kırkına da duyurdu.
-Sizi temelli olarak huzurdan kovuyorum. Bir daha herhanginizi bu mecliste görürsem, derhal kafasını kestiririm. Haydi gidin, dedi.
Aşıklar gitti, paşa geriye geldi, yerine oturdu. O zamanın içkisi kahve idi, kahvesini İçti. Hırsım geçirdikten sonra doğruldu.
-Amca! DEVAMI YARIN