(20)
-Buyur paşa yeğenim. Hasan Ağa, ayağa kalktı.
-Amca, şu çocukları bana ver ya hu. Hasan Ağa dedi ki:
-Paşam, ben ihtiyarım. Bak sen bile yanım sıra âşık gezdirdiğimi bana çok gördün. Bunu herkes bana çok görür. Bunları ben zaten sana vermek için getirdim. “Paşamız âşığa meraldi. Az olsun temiz olsun. Bir sürü concolozu başına biriktirmiş, bir şeyler bilmiyorlar?” diye getirdim. Aşıklarımı sana veririm ama bir şartla, dedi.
-Şartın ne amca?
-Benim âşıklarım garip adamlar. Senin ahlakını bilmiyorlar. Olur ki bir kusur işlerlerse, âşıklarımın cezasını bana bırakırsan, âşıklarımı sana veririm. Yok, âşıklarıma sen ceza verecek olursan, sen âşığını nerede buluyorsan bul. Вей ас isem âşıklarım da aç olsun, tok isem âşıklarım da tok olsun, dedi.
Hasan ağa korkuyordu ki kızın adını söylerse, olur ki paşa öldürür. Yeğeninin ahlakını biliyordu. Paşa şöyle bir baktı. “Bunlar iki çocuk, garip adamlar, ne kabahat işleyecekler, İşleseler ufak kabahat işlerler. Onları da amcama söylerim, bunları tazirler.” dedi, aklından,
-Peki amca, dedi. Senin âşıkların ne kabahat işlerse işlesinler âşıklarına ben ceza vermeyeceğim, sana bırakacağım. Sen de ne ceza verirsen, ona razı olacağım.
-Peki Öyleyse, dedi Hasan Ağa. “Yiğidin sözü demirin kertiğidir.” derler.
-Peki amca, dedi.
Hasan Ağa doğruldu, dedi ki:
-Oğlum sizi buraya divan âşığı olarak veriyorum. Size bol elden maaş alacağım burada. Ben her gün sabahleyin geliyorum, İki saat kadar burada oturuyorum. Hâl hatır soruşuruz, içimizdeki sırlan da konuşuruz, dedi.
-Peki amca, sağ ol dediler.
-Yoldaki konuştuğumuzu unutmayın olmaz mı? Paşa sordu ki;
-Amca, yolda ne konuştunuz?
Dedi ki:
-Paşam! Senin ahlakını biraz tarif ettim. “Şu yolda hareket ederseniz, paşamızın hoşuna gider, şu yolda hareket ederseniz, hoşuna gitmez.” diye.
-İyi...
Hasan Ağa çıktı gitti. Ertesi gün geldi, daha ertesi gün gitti derken, bunlar orada on gün divan âşıklığı yaptılar. On gün içinde on saniye olsun Nigâr Hanım, Mahmud’un hatırından çıkmıyordu. Paşa da kızı Nigâr Hanım’ı hapsedeli yedi sene oldu diye konuşmuştuk. Fakat, kızına bir ufak kızıp da hapsettiği için yine pek koldan atmamıştı. Divan âşıklarından her gün iki tanesine izin veriyordu, kızının köşküne gönderiyordu. “Kızım yatıyor, cariyelerin kabahati yoktur. Onların huzuru neşelensin” diye. Aşıklar, iki saat izinle gidiyor, orada çalıp çağırıyorlar, cariyeleri biraz neşelendiriyorlardı, geriye geliyorlardı. Onları kovup da iki garip âşık kaldığı için, kızına on gündür âşık gönderemedi. Tabi, Nigâr Hanım’ın aklı başında yok, sevdalı. Baz an ayılıyor, bazan bayılıyor, bazan dalıyordu. On gün sonra, cariyeler Nigâr Hanım’ı bir neşeli anında basma toplandılar. Dediler ki:
-Hanım! Bu sıra yine babana karşı sen bir kabahat işledin. Nigâr Hanım dedi ki:
-Kızlar! Ben yedi senedir babamın yüzünü görmüyorum, babam benim yüzümü görmüyor. Ne kabahatim olsun?
-Yok hanım, yine bir kabahatin var, dediler.
-Neymiş kızlar, nereden sezdiniz?
-Ne olacak, dediler. Sen baban buraya hapsedeli tam yedi sene oldu. Bu yedi senenin mühim günleri hariç, daha başka daha başka günlerini boş geçirmeyerek iki âşık gönderiyordu buraya. On gündür bu âşıkları göndermeyi kesti. Muhakkak sana kızdı. Yoksa, bize kızsa zulüm ederdi.
-Kaç gündür gelmiyor, dedi Nigâr Hanım.
-On gündür gelmiyor.
-Öyle mi?
-Öyle.
-Bana bir tabaka kâğıtla bir kalem verin hele, dedi.
Bir tabaka kâğıt ile bir kalem getirdiler. Nigâr Hanım babasına selam, kelam, izzet, ülfetten sonra yazdı ki: “Devletli babam! Beni bî-nihaye buraya hapsettin. Ben de ram oldum, boyun büktüm, burada çilemi çekiyorum. Her gün yanıma İki divan âşığı gönderip bazan gönlümün gamını alıp bu cariyelerimi şad ettiriyordun. On gündür bunu da kestin. Demek ki benden bezdin baba. Bari ekmeğimle suyumu da kes de ben burada öleyim. Sen de kurtar, ben de kurtarayım.” diye yazdı. İmzasını altına attı. Cariyenin birinin eline verdi.
-Bunu götür de babam ne derse, gel bana söyle, dedi. Ya karşılığını yazar yahut lisanla söylerse gel bana söyle, dedi.
Cariye kâğıdı aldı, divana geldi, kapıyı vurdu. Tadil-i erkânla içeriye girdi. Paşayı selamlaya selâmlaya getirip kızı Nigâr Hanım’ın yazdığı kâğıdı masanın üstüne koyup geriye çekildi, el bağladı. Paşa, kâğıdı aldı.     
DEVAMI YARIN