Bizim Sivas okurlarına, bu yazıyı okuyan herkese merhaba!
Kuruluşunu tamamlamış bir gazete Bizim Sivas; çoktandır. Her gün yeniden donanıp yeni ufuklara yelken açan bir gemi. Bu nedenle, okuyucularına merhaba derken, geminin kızağa konulduğu günlerde olmadığımızı, o basamakların çoktan aşıldığını unutmamak gerekiyor.
Yol alan bir gemiye binip yolculara merhaba demek…
Bir günlük gazetenin, gerçek gemiler gibi limanlara uğrayıp, yolcu indirip bindirmesi beklenemez belki, ama onun da yolu üzerinde konakları, kısa ya da uzun yolculuklar sonunda ulaştığı durakları vardır. Bayiler, yazıhaneler, esnaf mekânları, kıraathaneler… Abonelerin evleri… Hatta beden ağırlığından arınıp, saniyeler içerisinde dünyanın öbür ucuna ulaştığı sanal yolculukları…
İşin öyle olması, bizim gibi sonradan katılan yolcuları, hareket halindeki araçlara binmenin zorluğundan kurtarabilir. Öyle ya, hızla yol alan bir trenin üstünde kovalamaca oynamak, karayolunda seyreden araçların birinden diğerine atlamak, atlamakla da kalmayıp birilerine tekme atmak, yumruk sallamak hatta kurşun sıkmak… Filmlerde görülen bu sahnelerin, bütün inandırıcılığına karşın, bir yanılsama ya da aldatmaca olduğu bilinmez değil.
Gerçek hayatta bunlar olabilir mi? Bir roman, bir öykü, bir film senaryosu neyi anlatır? Gerçek hayatta yaşanmış ya da yaşanabilecek olaylar değil midir bunların konusu? Öyle olsa bile, bir romanda anlatılanlar, okuyuculara kendi yaşadıkları kadar inandırıcı gelmeyebilir. İnsanların başvurduğu en güvenilir doğrulama yöntemi, kendi iç dünyalarına, geride bıraktıkları yıllara bakmaktır. Yazılmamış olsa da, her insanın yaşadıkları bir roman ya da öyküdür çünkü. Hayatım roman türü söylemleri sıkça duymamız, bu yüzdendir.
Roman, öykü, film derken… Yıllardır okuyucusuna ulaşmak için durmadan yol alan, bu yüzden de sürekli hareket halinde bulunan Bizim Sivas gazetesine, haftada bir de olsa yazı yazmak, hareket halindeki araçlara binmekteki zorluğu çağrıştırdı bana.
Seksenli yıllarda Sivas garında, harekete geçmiş bir trene binmeyi başarmış olmam, bu güçlüğü görmezden gelmeme yeterli olmuyor. Sabah yedide Sivas’tan hareket eden, daha doğrusu Sivas’tan geçip Kayseri yönüne giden, giderken beni Yeniçubuk’ta indirip Çepni’ye nasıl gideceğimi, derse nasıl yetişeceğimi umursamadan yoluna devam eden Doğu Ekspresi… ‘Başardım’ derken, biraz durup, bir soluklanıp trenin henüz tam hızlanmadığını söylemek gerek. Üstelik bir kapısında yönü dışarıya dönük, lacivert giysili, başında kırmızı şeritli şapkasıyla bir tren görevlisinin yardıma hazırım dercesine bana, trene yetişmek için koşan, kim bilir kaç kez karşılaştığı insanlardan birine baktığını, var gücümle savurduğum valizi havada yakaladığını ve trene atlamama yetecek cesareti verdiğini de… Öyle ya da böyle, sonuçta harekete geçmiş bir trene bindiğim gerçeğini değiştirmez, bu hafifletici sebepler.
Bizim Sivas, yeni ufuklara yelken açmış gemi, bu gemiye binip yolcuları selamlayalım derken, sözü nerelere vardırdık…
Sözü daha fazla uzatmadan, Bizim Sivas okurlarını selamlayıp noktayı koyalım.