İslam adına çuval dolusu laf ettikten sonra, en olmayacak menfaatler peşinde koşan teologlar, ?dini kanaat önderleri? kafa bulandırıyor. Kılık kıyafet itibariyle de bu din adamı tipi kendine özel itina gösteriyor. ?Nurlu? ve ?güvenilir? gözükmek için sahne sanatçılarına eş, hazırlık yapıyor olmalılar. Ses tonlarını da yarı vaiz, yarı tiyatrocu ayarında senkronize etmişler. Ben bu yaşımda bunların neredeyse tamamını böyle görüyorken; gençlerin gözünden kaçması asla mümkün değildir. Bu gençlerin üstünde ?mahalle baskısı? da yok, tercihlerini rahatça dile getiriyorlar.
Gerçek hayatta böyle, sosyal medyada da aynı şey söz konusudur. Çerçevelik sözler, artistik pozlarla bir ?fenomen? tanıyorsunuz meselâ? Doğru söylüyor deyip, saf niyet ve duygularla beğendiğinizi bildiriyorsunuz. Sonra aynı adamın/adamların bir tescilli kalpazanın taraf ve hüküm bildiren sözünün altına imza attığını görüyorsunuz. İslam ?Hakk? duygusuna sahip olmaktır; böylesi sosyal medya fenomenlerinde, ?Hakk" duygusundan zerrece eser yok demektir. Ya hasta ruhlu bir vaizdir ve sanalda cemaat bulduğu için vaaz etmektedir. Yahut alenen destekleme cesareti gösteremediği çıkar kesimleri için bir ajan gibi hizmet etmektedir.
Özellikle sosyal medyada, ahlakiyat adına söz edenlerin, iş eyleme gelince "tuttukları takım" adına "rey" bildirmelerine çok fazla tanıklık etmekteyiz. Bu sanal sosyal mahalle; gençlerin, öğrencilerin çok bulunduğu bir ortamdır. Medyada söylenen sözlerin eylem göstergesi ise kesinlikle "ortak paylaşımlar"dır. Gençler, gerçek hayatta olduğu gibi, burada da "din adına" ahkâm kesenlerin ne kadar ikiyüzlü olduğunu, biz yaşlılardan daha keskin bir şekilde müşahede etmektedir. Gerçek ve sanal âlemlerdeki tavırlar birbiriyle iç içe geçerek, adına kabaca deizm denilen temayülleri ortaya çıkarmaktadır. Bu bir temayüldür sadece, adını net olarak koymak mümkün değildir. Sebebi ise Türkiye´deki hem sosyal medyada, hem gerçek hayatta hüküm süren siyasî, dinî ve fikrî vasattır. Her üç alan da asaletinden çok istismarıyla hayatımızda yerini almıştır. Her üç alanın da piyasa temsilcileri biri diğerinden bezirgândır ve hileli mallarını ucuz yoldan nakletme yolları sonuna kadar açıktır.
Konuşmaya müsait edep çerçevesinde gördüğüm her gençle konuşur ve dinlerim. Çünkü edepli olmak, istikbalde şahsiyet çizgisini sağlam ikame edecek tek ölçüdür. Onlardan anladığım tek şey: Özlerinin çok temiz olduğu ama bu vasata tahammül edemedikleridir. Tahammül edemeyişlerini de farklı "isyan" çeşitleri geliştirerek ortaya koyuyorlar. Bazıları gerçekten çok naif bir surette ortaya çıkıyor ve nihilistleşiyor; bazıları da dinle bağını düşük seviyede tutarak hedonizme kayıyorlar. Gençlere dalkavukluk etmek gibi bir niyetim yok ama onları anlamak için gayret göstermek gerektiğini düşünüyorum.
Deizm, Hıristiyanlığın kendi iç şartlarından doğmuştur. Türkiye´de ise netlik kazanan bir inanç tercihi değildir, sebebi ise İslam´ın hem zihnî ve hem de yaşantılar düzleminde netliğini yitirmiş olmasıdır. Piyasa toplumu özelliklerinin hayatın büyük alanlarına hâkim olduğu bir toplum, kendini müslüman olarak tanımlamasına rağmen, ters fonksiyon ilişkisiyle hıristiyanî bir dini hayatı derece derece din olarak yaşar. Bunda yadırganacak her hangi bir durum yoktur; kapitalist ahlakı ve modern yaşam tarzını keyfemâyeşâ evetleyen adamların kurum ve kavramlarının müslüman kalması da beklenemez.
Konu sadece gençlik değil, genel bir akışın toplumu ne hale getirdiğidir. Bu zamana kadar hiç düşünülmeyen, hiç konuşulmayan gerçek konu: Müslümanlığın pratik hayatımızdaki yeri idi. Biz konuşmayınca tarih elbette yerinde durmuyor. ?Müslüman kalarak, nasıl deist olunur?? sorusunun cevabını tam olarak verdim. Çünkü soruyu kendim sormuştum. Cevap tam olarak başkalarında bir karşılık bulamamışsa, o zaman sorduğum soru yanlıştır. Aslında en büyük yanlış soru sormaktır. Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.