-Çamkırçölpen, başında çok manalar gözüküyor. Hayrola?
Dedi:
-Celal Vezir! Bizim bu şehir bir ihtişama gark olmuş, bunu merak ettim.
-Sen bilmirsen mi, kızım Gevher Hanım´la Cemal Vezirin oğlu Esad Bey´in düğünü, gelen bu gün başlayacak. Sağ olsun millet yedi gün evvel başlıyr buna.
-Hah hah hah! diye güldü Çamkırçölpen.
-Ula o ne biçim gülmek?
O zamana kadar Çamkırçölpen;
-Hani Gevher Hanım, hani Gevher Hanım, dedi.
Celal Vezir´in bu zoruna gitti.
-Cellât, diye seslendi.
Cellât geldi.
-Bunun kollarını arkadan bağlayın.
Kollarını bağladılar, böğrü üste yıktılar oraya.
-Gidin, dedi Gevher Hanım´ı getirin. Bu menimle dalga geçir.
Celâl vezir, önce inanmadı, etrafı karış karış arattı. Şehir, ev, apartman, çarşı, pazar, tarla çay, bağ, bahçe. Geldiler, haber verdiler hükümet erkânına, Gevher, yoktu.
Celal Vezir emretti
-Açın, dedi Çamkırçölpen´in kolunu.
Açtılar. Dedi ki Celal vezir:
-Peki, sen ne demek istiyirsen?
-Tahminime göre bundan iki saat evvel, senin kızın kimliği bilinmedik bir delikanlı terkinde, bak bu semte gitti.
Celal Vezir boynunu katladı, kafasını sağ omuzu üstü üstüne koydu. Kahraman padişaha manalı manalı baktı. Kahraman Padişah dedi ki:
-Celal Vezir, namusum hariç ve tahtım tacım hariç, dile dileğini, verecem muradını.
-Evvel emirde menim dileğim sizin sağlığınız padişahım. İkincisi de menim emrime iki süvari tümenini verin, dedi.
-O ne demek, iki süvarinin lafı mı olur, hepsi senin emrinde; sen menim baş vezirimsen.
Malumunuz o zaman ateşli silah yok, kol kuvvetiyle kargı, kılıç, mızrak, gürz... Bu silahların zamanı. Bunları aldı yanına, müzevir Çamkır Çölpen´i de. Bunlar sür ha sür gitti.
Bunlar bu koşum gitmede olsun biz gelelim kime Salman Bey´le Gevher Hanım´a?
Bunlar Bedişhan sınırını geçtiler. Salman Bey´in kendi vilayetin sınırına gittikten sonra tabi at yazık iki adam taşıyır. At yoruldu Salman Bey ve Gevher Hanım attan indiler. Atın eyerini aldı, atı otlatmaya bıraktı ipini bağladı. Gevher Hanım, bir ağacın dibinde oturuyor. Salman Bey geldi Gevher Hanım´ın yanına. Dedi:
-Gevher Hanım bizim İslâm dinimiz çok yücedir. Bir emri var, o yerine gelmeyince biz birbirimize elimizi atsak haramdır. Bizim bir nikâh merasimimiz var, o zamana birbirimize dokunmak yok. Yalnız izin verirsen başımı bu dizinin üstüne koyacam, doya doya senin o güzel cemalini seyredecem.
-Hay hay!..
Müsaade geldi. Dizlerine uzandı delikanlı, bunu biraz seyrettikten sonra, tabi yorgun olduğu için biraz sonra yorgunluktan kan kuvvet uykuya geçti.
Öte taraftan da o tümen Celal Vezir´in askeri gelmekte?
Gevher bir zaman sonra baş döndürdü ki kendi memleketine doğru, bir de ne görsün; teee dağ taş asker.
 
Gevher Hanım sesiz sessiz ağladı. Gözlerinden akan 3-4 damla yaş Salman Bey´in yanaklarına döküldü. Gözyaşı, yuvasındayken sıcak olur, ayrılır ayrılmaz buz gibi olur. Salman Bey gözünü açtı ki kır at başında eşinir, Gevher Hanım ağlıyır. Kalktı oturdu.
-Hayrola Gevher Hanım! Eğer pişman olacaksaydın, hiç babanın evinden çıkıp buraya kadar gelmeyeydin. Gözyaşı dökmendeki mana nedir?
Gevher Hanım, durmadan ağlıyır. Salman Bey, onun ağladığına kıymayarak götürüp bu sözleri okuyor:
Aldı Salman Bey:
Melül müşkül duran perişan yârim
Sen niye tüşüfsen gam telaşına
Sevda çekif aşk oduna yanaram
Türlü türlü haller gelir başıma
 
Aldı Gevher Hanım:
Oğlan senin hiç insafın yoğumuş
Niye meni saldın aşk ataşına
Bu mühletin bir firakı görülmez
Nâ-hak yere cefa çektik boşuna
 
Aldı Salman Bey:
Sabrımın kararı canımın canı
N´eylerem dünyayı görmesem seni
Dide giryan edif sızlatma meni
Kurban olam humar gözün yaşına
Salman Bey arkası dönük olduğundan askeri görmüyordu. Eliyle o tarafı işaret edip şunları söyledi:
Aldı Gevher Hanım:
Her taraftan hisar oldu yolumuz
Yüz dönderif ulusumuz elimiz
Acep neye varacaktır halimiz
Felek bizi vurur fehle taşına
Salman Bey döndü baktı ki dağ taş asker. Bunu görür görmez maneviyata el attı Salman Bey, sözü bu şekil sonuçlandırdı.
Aldı Salman Bey:
Salman der sevdiğim kılma ah ü zar
Yunus´a deryada imdat eden var
İbrahim Halil´i yandırmadı nâr
Fikir gerek bu hayali düşüne
 
Aldı Gevher Hanım:
Gevher der halimiz oluftu yaman
Yetiş imdadıma Sahibü´z-Zaman
Ol Allah´tan gayri kalmadı güman
Düşmüşük dünyanın mihnet işine
Salman Bey, cenk donunu giyinip altın kabzalı kılıcını sol yana takıp yay okunu yerine bağladı. Gürzünü, kalkanını eline aldı. Gevher gördü ki bu yiğit, tek başına yüz kişiye karşı çıkmak ister. Eline sarılıp yalvardı.
-Aslan yürekli, aslanpençeli yiğidim güzel-gökçek civanım! Gel etme. O kadar leşkerle sen nasıl başa çıkarsın? İkimizin atı da gökte uçan kuşa yeter, gel kaçıp kurtulalım, dedi.
Bakar ki yâri sözden anlamaz; kırk örük saçından birini döndürüp saz eyledi, görelim ne dedi:
Aldı Gevher Hanım:
Sevdiğim ne hayaldesin
Deryaya dalmak olar mı
Cefa çekip matlub aldık
Bî-murat ölmek olar mı
 
 
Aldı Salman Bey:
Goşun geldi saf saf oldu
Zarıncı kalmak olar mı
İtibar edip düşmana
Müdara kalmak olar mı
 
Aldı Gevher Hanım:
Yağı gelir her bir yandan
Nice geçip şirin candan
Böyle ceng-i Nuh tufandan
Hiç ferah bulmak olar mı
 
Aldı Salman Bey:
Koç yiğit cenge düşmemiş
Baş koyup candan geçmemiş
Düşman meydandan kaçmamış
İntikam almak olar mı?
 
Aldı Gevher Hanım:
Gevher der ahir şer olup
İşimiz Allah´a kalıp
Bu kadar goşuna dalıp
Selamet gelmek olar mı?
 
Aldı Salman Bey:
Salman ´ın Hak´tır medarı
Sevdiğim etme kederi
Mukadder yazan kaderi
Defterden silmek olar mı?
Söz tamama yetişti.
Salman Bey ata bir zahma vurdu. Arazi çok müsait. O taraf kaya, bu taraf kaya, düz yol ortadan gedir. Gevher Hanım da geride bir ağacın dibinde oturur. Ama talimat alan pehlivanlar, Celal Vezir´den talimat alan pehlivanlar onlar tetiktedirler. Gevher Hanım dedi ki:
-Salman Bey! Biz ileride fikrimize koymuşuk, hayat arkadaşıyık, Hayatın hem cefasına hem sefasına biz ahdettik. Kılıç sana? Kargıyı da mana ver, beraber gidelim.
Vezir kızı en namdar pehlivanlar kimi, kılıç çalar, cenk ederdi. Salman, Gevher´in savaşmasını istemedi. ?Ne de olsa bu bir kadındır. Men evvel Allah buradan kurtulurum. İlerde herhangi bir gün aramızda evde bir ufacık münakaşa olsa, ?Men olmasam seni öldürürlerdi.´ diye bu menim başıma kalkar.? diye düşündü. Ona eğer kendisine bir şey olarsa, ancak o zaman kendini korumak için cenk eylemesini söyleyip atını mahmuzladı.
Kır at bir ejderha gibi ileri atıldı. Boynu uzadı, karnı yere yapıştı, kulakları ufalıp başı bir mızrak kimi sivrildi. Döşü genişleyip sertleşti, bir gemi döşüne döndü. Uçup leşkerin içine daldı. Gelenler öyle bildi ki sürüye bir canavar daldı. Kimi şaşırdı, kimi dili tutulup seyre daldı. Salman, yılandilli, altın kabzalı kılıcını öyle salladı ki, bir vuruşta bir kaç adamın kellesini uçurdu.
Öte taraftan altı tane pehlivan dağın o tarafından aştılar arka tarafa, Gevher Hanım´ın oturduğu ağacın dibine geldiler, habersizce. Gevher Hanım´ı nasıl kartal bir civcivi kaldırır o şekilde kaldırdılar.Gerisin geri getirdiler. Celal Vezir;
-Biz bu işte muvaffak olduk,
deyip borazana emir verildi. Borazan geri çekil borusunu çaldı. Orda çekti gitti.
Ordunun çekildiğini görünce Salman Bey´e bir mağrurluk geldi. Dedi ki kendi kendine; ?Gidip Gevher Hanım´a söyleyeyim ki nasıl yiğitmişim.? Atı sürdü geri geldi. Gevher Hanım´ın oturduğu yere geldi baktı Gevher Hanım yoktur. Attan indi, atı bir yere bağladı. Başladı oraları iğne arar gibi onu aramağa. Gevher Hanım yoktur. Anladı ki Gevher´i alıp kaçmışlar. Orda Salman Bey´in var azasına şiddet-i zelzele düşüp payız gazeli gibi titreme başladı. Götürüp bu sözlerin okudu:
(Makamı: Yanık Kerem )
Nevrağı bezesten zihni zer kumaş
Fem-i dürdaneden elim üzüldü
Bir nakş-ı münakkaş endamı haşhaş
Gerdan-ı mineden elim üzüldü.
Ezzinem üzen günü
Ata vur üzengünü
Kıyamet onda kopar
El elden üzen günü
 
İbrişim muyları cıga pervazlım
Tiğ-i müjgânları pünhanda gizlim
Billurdan şuleli çem-çerağ yüzlüm
Bir mermer sineden elim üzüldü.
Ezzinem alçak felek
Silahın al çak felek
Na-merde fırsat verdin
Na-mertten alçak felek
 
Salman ´am ağlaram men yana yana
Ateş aldı cismim od düştü cana
Terlan gönlüm düştü zulmat divana
Yeşilbaş sonadan elim üzüldü
Ezzinem arkaca
Sürüm gelmir arkaca
Arkımı sel apardı
Arkam yoktu arkaca
Söz tamama yetişti. Salman Bey kalsın burada, haberi kimden verelim; Celal Vezir´den, Gevher hanım´dan?
Celal Vezir, Gevher Hanım´ı alıp bir tümen askeriyle durmadan yol aldılar. Bir vakitten sonra Bedişhan şehrine dâhil oldular. Asker Gevher Hanım´ı teslim edip kışlasına gitti.
Celal Vezir, Gevher Hanım´ı Baldızı olan Mine Hanım´ın yanına gönderdi. Mine hanım, buna ecir ve eziyet etmeye başladı ki ?Esat Bey gibi bir delikanlıyla nişanlıyken, hiç aslını astarını bilmediğin bir delikanlıyla niye kaçtın?? diye?
Biz gelelim kime; tahtgâh binasında başta Kahraman Padişah, vezirleri ve hükümet erkânına?
Celal Vezir, emretti, müzevir olan Çamkırçölpen´i huzuruna celb ettirdi. Dedi ki
-Çamkırçölpen! Senin kulağın deliktir, bilirsin. Acaba menim kızıma bu şehirde kim yataklık yapmış?
O da dedi:
-Sizin kızınıza yataklık yapan, sizin gül bahçenizin bağbanı Abuzer´dir.
Bağban Abuzer´in ne kadar sülâlesi varsa erkek olmak şartıyla hepsini kolları arkadan bağlı torladı-topladı getirdiler. Bunların katline ferman yazıldı.
Bu âlem de bu şekil burda kalsın. Biz size kimden haber verelim; Salman Bey´den?
Salman Bey ağladı aradı, sızladı aradı, Gevher Hanım yok! Kendi kendine böyle bir hesaba oturdu. Böyle bir muhasebe yaptı: ?Men şimdi memleketime gitsem, bu kızın hasretinden yakın zamanda ölür gederem. Mecnun gibi bu sahralarda çöllerde kalsam yine ölecem. Kızın peşi sıra gitsem zaten menim başımı kesip koltuğuma verecekler. En iyisi men kızın peşi sıra gedeyim, meni bir anda öldürsünler.?
Atını bindi ve sürdü, Kahraman şehrine geldi. Doğruca Bağban Abuzer´in kapısına gitti. Bağban Abuzer´in bacısını saraydan kovmuşlar, bu da evlerine gelmişti. Salâtın pencereden böyle baktı ki Salman Bey gelmiş. Çıktı dışarı.
-Ömrüm sana kurban Salman Bey, geldiğin yollara kurban olayım.
?İnsanoğlu hilebazdır, kimse bilmez fendini.? Çok yumuşak sözlerle atın dizgininden tuttu Salman Bey´in atının eyerini aldı, ipini uzattı bahçenin içerisine. Salman Bey´i çağırıp odaya aldı. Salman Bey teçhizatını çıkarıp askıları astı. Dedi ki:
-Salman Bey! Hiç merak etme. Men varken evvel Allah size zeval yoktur. Çok yorgunsunuz, şu karyolanın üstüne uzanın, Allah ne vermiş ise neyimiz varsa men sana yemek hazırlayacam inşallah. Biraz da uyu, yorgunsun, men seni kaldıraram, yemeğini yersen, Daha men ölmemişim, akşam karanlık bastığı sırada Gevher Hanım´ı sana teslim edecem, al götür.
Salman Bey´in içine bir sevinç geldi, buna güvenip yatağına yattı. O yatmada olsun, Salâtın çıktı dışarı, dış kapının yavaşça kilidini taktı, doğru gitti tahtgâha.
Tahtgâhın kapısı açıktı. Baktı ki sülâlemin hepsi kolları arkadan bağlı. Katil fermanları yazılmış bir imza beklenir, boyunları vurulacak.
Celal Vezir bunu gördü. Salâtın´a dedi ki ?Be saçı buçuk! Bir marifet mi yapmışsın, sen burada ne arıyorsun?
Salâtın döndü Celal Vezir´e dedi ki:
-Yazık bu millete, memlekete ki sizin gibi bir yöneticinin eline geçmiş! ?Toprak sizden yukarı kaldırsın.?
-Niye?
-Bunların suçu nedir ki öldürüyorsun? Eğer sen öldüreceksen, yapılanları sana kim yapmışsa onu bul, onu öldür.
Dedi ki:
-Sen hiç merak etme. Men bunları öldürdükten sonra, ömrümü çürütüp, hazineleri boşaltıp onu da yapacam.
-Hazine senin babanın çiftliği midir? Kimin hazinesini boşaltıyorsun, dedi Salâtın. ?Uzun söz Kur´an´a yakışır.? Mana bak Celal Vezir! Men şimdi senin hasmını sana teslim edersem, mana ne verersen?
-Bunların suçlarını affederim, dedi.
-Men zamane insanlarına inanmıram. Mana senet imzalayıp verirsen men de senin düşmanını sana teslim ederem.
Senet yapıldı. Senet yapıldıktan sonra Salâtın Celal Vezir´e söyledi ki;
-Filan filan filan pehlivanları, menim emrime ver.
Celal vezir, ona da ?Peki!? dedi. Çok marifetli pehlivanlar var. Altı tane pehlivan aldı ve yürüdü, bağdaki eve. Yolda pehlivanlara talimat verdi. Dedi:
-Arkadaşlar! Değil altı tane, siz altmış pehlivan olsanız hakkından gelemezsiniz. Yalnız men bunu bir fend ile size teslim edecem, dedi.
Bunlar sessizce kapıya geldiler. Salâtın kapının arkasından kulak verdi kapıya. Baktı hiçbir şey yoktur. Yavaşca kapıyı açtı salona girdi, odanın kapısını dinledi, baktı bir şey yoktur. Baktı ki Salman Bey çok tatlı bir uykuda. Pehlivanlara işaret verdi, pehlivanlar sessizce içeri girdiler, çullandılar Salman Bey´in üstüne. Salman Bey´i altüst çevirip kollarını bilekten dirseğine kadar arkadan sıkıca bağladılar. Salman Bey gözünü açar açmaz gördü ki bir gaddarın eline geçmiş, kurtulması Allah´a kalmış.
Bunlar oradan Salman Bey´i aldılar, kılıcın yassı tarafıyla döve döve Salman Bey´i tahtgâha getirdiler. Salman Bey kapıdan içeri girer girmez Celal Vezir emir verdi:
-Şu katledilmelerine ferman yazılan şahısların fermanı yırtılsın, kollarını da açın, affettim, dedi.
Allah cümlemizi darda koymasın, inşallah. Sonra Celal Vezir dönüp Kahraman Padişaha dedi ki:
-Ey Zıllullah-ı âlem! Şimdi menim sizden bir dileğim var.
-Buyur, söyle dedi Kahraman Padişah. Daha önce söylemiştim; tacım tahtım, namusum hariç iste dileğini verecem muradını.
-Altı saatliğine bütün hükmü menim elime ver.
Dedi.
-Hay hay! Altı saatliğine hüküm senindir.
O zaman vezir padişahın yerine çıktı, padişah vezirin yerine indi. Hemen o dakikada
-Cellât, diye emir verdi.
Üç cellât bunun etrafını sardı. Kahraman Padişah içinden dedi ki; ?Men bu işin ayarını kaçırdım. Celal Vezir, hırs ile bu delikanlıyı öldürecek.? Dedi ki Celal vezir´e:
-Celal Vezir! Bunun canı bizim elimizde. Şimdi de öldürsek aynı, on beş sonra, yarım saat sonra da öldürsek aynı. Yalnız Çamkırçölpen´in bize söylediğine göre bu ?Hak Âşığı?ymış, ilhamlı âşıkmış. Eğer böyle bir şeye sahipse, biz de bunu öldürürsek, ne bizim otumuz biter, ne suyumuz akar. Şimdi sen mana biraz müsaade et men bunu deneyecem.
Delikanlı kolu bağlı dinliyir. Kahraman Padişah Salman Bey´e sordu:
-Sen nerelisen, dedi:
-Men Çin-Maçin ülkesinin payitaht Şehri olan Bedihşan şehrindenim.
-Senin ismin nedir?
-Salman Bey.
-Sen kimin oğlusun.
Dedi:
-Men Alihan Vezir´in oğluyum.
-Öyle mi?
-Evet?
-Vezirken, niçin rezil oldun öyle mi? Menim ülkemden vezir kızı kaçırmaya cesaret ettiğine göre sen ya başını hiçe sayan bir âşık, ya aklını yitiren bir deli olmalısın. Eğer ?Hak Âşığı?ysan ilmi, kelamı, dini, diyaneti iyi bilmen gerek. Bu göster bakalım.
Bunun üzerine Salman Bey bağrı taşlı, gözü yaşlı, elli bağlı, ayağı zincirli olarak derinden bir ?ah? çekip şöyle dedi:
Aldı Salman Bey:
Başına döndüğüm adalet şahı
Rahm-i hidayete bağışla meni
Sırrı nihayetsiz Mevlâ aşkına
Aff ü mağfirete bağışla meni
 
Makam-ı Muhammet mirac-ı eflâk
Buyurdu şanına ?Levlâke levlâk?
Rahmetenli´l-âlemindir cismi pak
Fahr-i Kâinat´a bağışla meni
 
Sefil Salman oluf hayali derviş
Âşık-ı maşuktan kılma feramuş
İncil Zebur Tevrat Kelâm-ı teftiş
Furkan-ı ayete bağışla meni
Padişah, Celâl Vezir ve orada bulunanlar Salman Bey´in söylediklerine şaştılar.
 
-Eğer bu ?hâk âşığı? ise, biz bunun kılına dokunursak, Allah bizi helak eder. Ülkemizde ne yağışımız olur, ne, suyumuz akar, ne otumuz biter, ne ekinimiz biter. Ne atımız, itimiz yola gider, ne koyunumuz kuzu verir, ne de kızımız, avratımız oğul-kız yüzü görür? diye düşündüler.
Calal Vezir, yanındakilerin içinden geçenleri bir bir okudu. Kızını kaçırıp kendini herkese rezil eden bu oğlanı affedeceklerini anladı. Engel olmak için dedi ki:
-Ey devletli, şevketli, kudretli Padişahım! Bu adam eğer ?hâk âşığı? olsa, gelip babasından kızını ister, yoluyla yordamıyla sevgilisine kavuşurdu. Bu ne yaptı? Bir eşkıya gibi otak basıp kız kaçırdı. Sonra da bize karşı gelip en seçkin yiğitlerimizi telef eyledi. Âşığın belinde kılıcı değil, elinde sazı olur.
Padişah Salman´a döndü.
-Ne cevap vereceksen, dedi.
Salman Bey;
-Ellerimi çözün, bir de saz verin söyleyim, dedi.
Salman´ın ellerini çözdüler, eline bir saz verdiler. Aldı bakalım salman bey, orada hazır bulunanlara ne söyledi:
Aldı Salman Bey:
Hökmet mesnedinde duran vezirler
Çeşmimi sel eden aşk ateşidir
Baş eğmezdim ne sultana ne hana
Meni müşkül kılan aşk ateşidir
 
Yunus gibi men kalmışam deryada
Mevlâ´yı sevenler yetsin imdada
Yedi yıl Mecnun´u çöl ü sahrada
Leylâ´ya kul eden aşk ateşidir
 
Âh çeksem zemini arşa yetirer
Ne âb akar ne nebatat bitirer
Bî-neva bülbülü gülden ötürer
On bir ay lal eden aşk ateşidir
 
Eğer düşünseniz geçen işleri
Menden sormazsınız bu teşvişleri
Ferhat külüngüylen deldi taşları
Dağları yol eden aşk ateşidir
 
Salman ´ı intizar koyman yarına
Batmayın ahıma inkisarıma
Kerem´in cismini sevda nârına
Yandırıp kül eden aşk ateşidir
Salman´ın sözleri, çok manalıydı: Demek istiyirdi ki: ?Mecnun, Leyla´nın aşkından çöllere düştü. Ferhat, Şirin için dağlara; Kerem de Aslı yüzünden yollara düştü, aşkın ateşi yandırıp kül etti. Men de Gevher Han´ın yüzünden buralara düştüm. Her kim Hak Âşıklarına engel olduysa, onlara eylediyse, Allah yanlarına koymadı. Siz de mana eziyet ederseniz, Allah sizin de yanınıza koymaz.? deyirdi.
Ortalığı bir sessizlik kapladı. Başta Padişah bütün vezirler, muhafızlar, zindancılar, cellâtlar başlarını önüne, eğdi. Hepsini bir düşünce aldı.
Kahraman Padişah başını yerden kaldırdı:
-Bu delikanlı Hak Âşığına, benziyir. Bunun kılına dokunsak, Allah bizi taş eder, oğul-uşağımızın, yedi sülâlemizin üstünden belâ eksik olmaz.
Herkes bunu kabul etti, ama Celal Vezir karşı çıktı.
-Padişahım sağ olsun, bir iki hane söz demekle bir adam hak aşığı olmaz. Bir muamma sorup imtihan edelim. Eğer muammayı çözerse o zaman bir diyeceğimiz kalmaz, dedi.
Padişah ve yanındakiler buna razı oldu. Celâl Vezir, emir verdi; Salman Bey´in elini kolunu bağlatıp zindana götürdüler. Bahçenin bir köşesinde iki saat içinde gizlice muamma düzdürdü ve bunu bahçenin o köşesine koydurdu. Etrafına da seyir için yerler hazırlattı.
Herkes yerini aldı, merakla beklemeğe başladı. Acaba Celal Vezir, nasıl bir muamma hazırlamıştı, Salman Bey bu muammayı çözebilecek miydi?
Biz haber verelim, Gevher Hanım´la, baldızı olacak, Cemal Vezirin kızı Mine Hanım´dan?
Mine Hanım, babası vezirle Camal vezir´in yanına gitti. Dedi ki:
-Baba! Bu imtihanda ola ki Celal Vezir hile yapar. İmtihanda izniniz olursa bir de hanımlar heyeti bulunsun, Salman Beyi gizlice imtihana çeksin.
Camal Vezir:
-Olur, dedi.
Mine Hanım, doğruca Gevher Hanım´ın yanına koştu, babasına söylediğini ona da söyledi. Bu işe Gevher çok sevindi. Neden dersen Salman Bey´i son bir defa daha görmek istiyirdi.
Mine Hanım, Gevher´e bahçenin bir köşesinde en kıymetli elbiseleri giydirdi. Gevher´in kırk örük saçını çözüp göğsüne dağıttı. Saçlarına menekşeler taktı, iki yanağının üstüne iki kızıl gül taktı.
Hazırlıklar tamam oldu. Cellâtlar Salman Bey´i zindandan çıkarıp muamma yerine götürürken yolu bahçenin önünden geçidi. Mine Hanım öne geçip cellâtların avuçlarına gizlice birer kese altın koydu.
-Ey cellâtlar! Bu âşık oğlana biraz müsaade verin bize, bu bahçedeki cariyelere bir türkü söylesin, dedi.
Cellâtlar avuçlarını açıp baktılar ki kızıl kızıl altınlar? Razı oldular. Mine Hanım, Gevher´in yanına gidip gizlendi. Baktı ki Salman Bey´in saklandıkları yeri görmesine imkân yok. Cariyeler Salman´a dönüp dediler ki:
-Hadi Âşık bize bir iki, hane türkü söyle.
Aldı Salman Bey:
Yârin mermer sinesinde
İbrişim teller açılıf
Elvan elvan ağ buhahda
Haşimi haller açılıf
Salman Beyin sesini işiten Gevher ağlamaya başladı. Salman, sevgilisinin ağladığını da bildi:
Şatt düştü tığ-i müjgâna
Ok kimi kâr eyler cana
Humar gözden tane tane
Perişan seller açılıf
 
Süsen sümbül mor menevşe
Düzülüftü hilâl kaşa
Al yanakta koşa koşa
Nevreste güller açılıf
Mine Hanım, Gevher´i yerinden kaldırıp kendisi oturdu. Salman onu da bildi:
Şems ü kamer pühhan oldu
Ay yerine yıldız kondu
Goncanın nevrağı soldu
Ak sine güller açılıf
 
Bir bak zamane yarına
Tez uydu hile şerine
Sefil Salman ´ın serine
Fitne-yi feller açılıf
Salman Bey´in her şeyi bir bir söylemesine şaştılar. Gevher Hanım ise, sevdiğinin cellât elinde eli bağlı oluşuna dayanamayıp bayıldı. Sarayın hekimleri onu ayıltmağa çalıştılar. Bu sırada Mine Hanım, bir imtihan daha hazırladı. Kırk cariyeyi onar onar dört bölüğe ayırdı. ?Bakalım bu âşık, her bölükteki kızların adını bilip sayabilecek mi?? dedi. Salman Beye dedi ki:
-Âşık yiğit! Biraz da cariyelerimize söyle, dedi.
Gizlediği cariyelerin hepsi, Salman Beyin göremediği bir geniş çardak altında oturuyordu. Mine Hanım işaret etti; önce birinci bölükteki cariyeler ayağa kalktı.
Aldı Salman Bey:
Selvi, Senem, Sayat geldi
Hanzade, Menövşe, Döne
Perişan, Güldeste, Bahar
Taze-ter düşüf sağ yana
Salman Bey, on kızın da adını bilmişti. Şimdi ikinci bölüğün kızları ayağa kalktı.
Zöhre, Selma, Tükez, Güllü
Hatçe, Narin, Perzat, Telli
Ayşe´nin ağ yüzü hallı
Gülgez´in gerdanı mine
 
Üçüncü bölük ayağa kalktı:
 
Hünkâr, Şöhret, gelir Hatun
Hannene, Şahzade, Altun
Hayal, Hanım, Gülavatın
Salâtın od salar cana
 
Son bölük de ayağa kalktı:
Dilebruz, Zernişan, geldi
Bağdat, Peri, Bağdagül´dü(r)
Lâle´nin yanağı aldı
Dudu, Kumru, Tavus, Sona
Salman Bey, kırk cariyenin adlarını söylediği gibi, Gevher Hanım´ın üzüntüden bayıldığını da bildi.
Bu garaz serencamıdır
Selman ´ın efkâr gamıdır
Kâbe´yi yıkmış kimidir
Gevher´i salan o güne
Mine Hanım, ayılan Gevher´in yanına gitti, teselli, etti. Dedi ki.
-Menim bütün muammalarımı çözen bu yiğit düpedüz Hak Âşığı´dır, hiç şüphen olmasın. Baban Celâl Vezir´in çok çetin muam­masını da çözüp kellesini kurtaracak, bunu bil. Yeter ki onu şaşırtacak hileli yollara başvurmasınlar.
Gevher Hanım, kendine geldi. Mine Hanım´a dedi ki:
-Dünya gözüyle Salman Bey´i bir daha göreyim.
Mine hanım, buna razı oldu, cellâtların avucuna birer kese altın daha koydu. Gevher yaklaştı ki ne görsün, ala gözlü yârinin, elleri arkadan bağlı, ayakları zincirli, boynu demirli... Gözünden kanlı yaş akıtıp sevgilisinin zincirli ayaklarına sarıldı. Cellâtlar, onları ayırmak istedi. Salman son bir müsaade istedi, şunları söyledi:
Aldı Salman Bey:
Zalim cellât insaf eyle halime
Mahşere dek vücudumda nâr kaldı
Cefa çektim matlubuma varmadım
Bu ayrılık bizde kisb ü kâr kaldı.
 
Meni mecnun etti hayal-i müşkül
Tavus temaşalı perişan bülbül
Ser ciğalı heflek maral sona tel
Sürmeli ceylanım intizar kaldı
 
Salman der batmayın vebala kana
Ateş aldı cismim od düştü cana
Nece ağlamayım men yana yana
Gitti güzel keyfim ah ü zar kaldı
Cellâtlar, Salman´ı alıp oradan götürdüler. Gevher yana yana kaldı. Salman cellâtların arasında, muamma yerine geldi. Bir de gördü ki tahtgâh kurulmuş, bütün halk birikmiş, herkes yerini almış. Kahraman Padişahın tahtında da Celal Vezir, Padişah da vezir yerinde oturuyordu.
Padişah, Celal vezir´in kulağına eğilip dedi ki:
-Şimdi ne olacak, dedi.
Celal vezir:
-Men ona öyle bir muamma hazırlamışım ki, yetmiş iki müneccim, yetmiş iki gün remil atıf, yıldıza baksa bulması mümkün değil, diye cevap verdi.
Sonra de emreyledi;
-O âşığı yerdeki halıların üstünde bahçeyi gezdirip sonra da menim huzurumuza getirin.
Cellâtlar, emri yerine getirdiler, Salman Bey´i aralarına alıp söylenen yerde gezdirmeye başladılar.
Celâl vezir yanındakilere döndü dedi ki:
-Döşenen yolun ucunda, halının altını kazdırıp çukur eştirdim. İçine bir sandık koydurdum. Sandığın içinde de yeni yumurtadan çıkmış güvercin yavruları ile yedi kat mumlu muşambaya sarılı bir Kuran koydurdum. Gerçek âşıksa, bunların üstüne basmaz; basarsa cellâtlara işaret edecem, hemen boynunu vurduracağım.
Padişah ve yanındakilerin heyecandan yüreklerinin sesi kulaklarına vurdu. Bir de baktılar ki Salman Bey, mıh gibi yerinde çakılıp durdu. Cellâtlar yürütmeğe zorladı, yürümedi. Orada şunları söyledi:
Aldı Salman Bey:
Sana sığınmışam Yaratan Gani
Mevlâ´m gazab eder kula dokunsam
Hakk´ın kelâmına kej bakmak olmaz
Erkân kabul etmez yola dokunsam.
Padişah ve erkânı hayretten dondu kaldılar. Salman, bunu söyledikten sonra yan taraftan dolanıp yoluna devam etti. Celâl Vezir Padişaha dönüp dedi ki:
-Şimdi halının şuraya da kuyu kazdırdım İçine kezzap döktürdüm Oraya gelince içine düşecek, kemiği eriyecek.
Salman tam oradan geçerken yine durdu. Cellâtlar zorladılarsa da yine yürümedi. Orada da şunları söyledi: