Sivasspor camiasında başkanlık krizi, bir yönetim sorununu aşarak derin bir güven bunalımına dönüştü. Kongre süreçlerinde günlerdir tekrarlanan "Ya işaret edilen isim gelir ya da kulüp kayyuma kalır" söylemi, taraftar nezdinde büyük rahatsızlık yaratıyor. Şehirde, bu durumun bir zorunluluk mu yoksa bilinçli bir "korku senaryosu" mu olduğu tartışılıyor. Kamuoyu, amatör liglerde dahi yaşanan yoğun rekabete dikkat çekerek, Sivasspor gibi bir marka değerinin "aday yok" gerekçesiyle sahipsiz bırakılmasına tepki gösteriyor.
Görünmez Duvarlar ve Tıkalı Yollar
Kulüp etrafında oluşan dar bir çevre, "geçmiş yönetim veya mevcut sistem" olarak adlandırılan isimlerin onay vermediği hiçbir adayın göreve gelme şansının kalmadığını gösteriyor. Aday olmak isteyenlerin önüne örülen görünmez duvarlar, ardından gelen "Bakın, kimse sahip çıkmıyor" söylemleri, aslında bir algı yönetiminden ibaret. Alternatif projelerle yola çıkmak isteyenlerin önü kesilirken, kulübün sahipsiz kaldığı imajı ustalıkla işleniyor. "Görev bize kaldı, biz istemedik" tarzındaki klişe cümleler, artık taraftarı ikna etmekten çok uzak.
Şeffaf ve Çok Adaylı Bir Kongre Beklentisi
Sivasspor’un geleceği, kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklara veya aynı isimlerin etrafında dönen senaryolara mahkum edilemez. Eğer gerçekten kulübün önü açılmak isteniyorsa, farklı ekiplerin ve yeni vizyonların teşvik edilmesi gerekiyor. Gerçek bir yönetim anlayışı, şeffaf ve demokratik bir ortamda, "çok adaylı" kongrelerle hayat bulur. Yiğidoların hak ettiği, kimsenin tekeline girmemiş, şehrin iradesini yansıtan özgür bir yönetimdir. Artık Sivasspor’un üzerindeki bu gölgenin kalkması ve kulübün gerçek sahipleri olan taraftarlara, şeffaflıkla yeniden dönülmesi şarttır.





