Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı,
Söz ola ağılı aşı bal, ile yağ ede bir söz.
 
Sözlerin en güzelini hiç şüpesiz ki « onlar » söylemişler ve gitmişler bu diyardan. Bu diyarda kimisine Yunus denmiş, kimisine Mevlana. Mana alemine ermişler. O yüzden bir kelam etmişler bütün alemi teysiri altına almış, bir söz dalga dalga yayılmış tüm kainata.
Düşününsene internet ağlarının hiç biri yok, sosyal medya dediğimiz alem daha zuhur etmemiş ama söz olmuş, gelmiş bu zamana. Bazen  kitap olmuş girmiş kitaplığımıza bazen de kelam olmuş, düşmüş yüreğimize, o zaman iyi söz mü söylemek lazım ? Bu alemde iyi bir seda bırakmak adına. Bir de kalpleri kıran yıkan döken söz var değilmi ? Halbuki kalpler ALLAHIN evi, açık sözlülük adına nice kalbi yerle bir ettik kim bilir, nice kalp bizim nezaket süzgecinden geçmemiş sözümüzden nasiplendi ,ve incindi? Söz oldu yıktı gönülleri?
Biz gelmedik kavga için, bizim işimiz sevgi için.
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldik.
 
Diye misafir olur Yunus tekrar kaleme, « hatır gönül vardı » der eskiler, bir kişiyi uyaracakları zaman toplum içinde uyarmazlar, tenhada yalnızken yaparlarmış bilirlermiş ki toplum içinde insanı uyarmak hara, niyet gerçekten o insanın hayrını düşünmekse adım da ona göre atılırmış. Şimdilerde ise biz bu uyarma işini, oldukça abarttık, bazen karşı taraf da ters giden olumsuz olduğunu düşündüğümüz meseleler oluyor, yada hakkımızın yendiğini düşünüyoruz, peki bunu karşımıza nasıl ifade ediyoruz ? Uygun zaman ve mekanı bekliyerek mi ? Yada daha kolay bir yolu var klavye kahramlığıyla sosyal ağlardan birbirimize giriyoruz « iğneli » bir söz paylaşıyoruz, sonra zaman zaman görmüş mü diyede bakıyoruz, gördüyse bir « oh » çekip rahat ediyoruz, şunu bilmeliyiz ki paylaşımlarımızda da sorumluyuz. Bizim iğneli sözlerle işimiz olmamalı, bizim olsa olsa onarıcı tamir edici sözlerle yolumuz kesişmeli. Dilimize bir sözü misafir etmeden evvel kırıkırk yapmalıyız. « Ağzımızdan çıkana kadar söz bizim esirimiz ağzımızdan çıktıktan sonra biz sözün esiriyiz » uslubuyla hareket edersek, kelama iyi bir ev sahibi olmuş oluruz. Nasıl yaptıklarımızdan sorumluysak, söylediklerimizden de sorumluyuz !
Sözümüzle kimseye eziyet etmemeyi, yaşam prensibimiz haline getirirsek hem biz rahat ederiz hemde tolumun, insanın huzuruna katkı sağlamış oluruz, iyi söz söyleyerek. Güzel sözle suyun içindeki moleküller değişiyorsa, vücudumuzun büyük bir kısma su ile hayat buluyorsa, güzel söz etmekle vücut kimyamıza da yararı olacaktır ve böylelikle kendimizi daha iyi hissede biliriz.
 
Ve diğer bir kuralda şu, bizim yaşanmışlığımız ile alakalı bize ait meseleler vardır, bazen söz olup gönül evimizden çıkmak ister, bu anlamda da temkinli hareket etmemiz lazım, sonrasında bizi rahatsız edecekse söylemeden önce düşünmek vicdan terazisinde tartmak gereke bilir.
Ve karşımızdaki insanda bu olgunlukta olması lazım söylemekten vaz geçtiğimiz meseleler için ısrarcı olmaması, nitelikli bir kişiliğe sahip biri olduğunu işaret ediyordur.
Fatih sultan Mehmet derki « Sırrımı sakalımın teli bilseydi onu derhal keserdim », bazı haller kişiye özeldir, özel olarakta kalması gerekebilir.
Sözün özü, kötü söz sahibinindir, biz iyiye talibiz o zaman iyi söz çıksın dilimizden.