(10) Bu kız babasına su götürmek için bahçeye geliyor. Kapıyı açıyor, içeri girip doğruca köşke gidiyor. Kapıdan giriyor, bakıyor ki, bir parıltı, bir ışık, bir koku... ?Allah Allah! Ya Rabb´im! Bu neyin nesi? Buraya her zaman gelirim, böyle bir koku, böyle bir ışık, böyle bir güzellik görmedim.? O yana, bu yana dolaşırken, bakıyor ki, halının üzerinde bir delikanlı yatıyor. Ama öyle biri ki, doğan aya doğma, diyor. Ne kızda var, ne erkekte var öyle güzellik. Allah övmüş yaratmış. Suyu doldurmadan geliyor, İspanya Meliki de gözlüyor ki, su gelecek. Testiyi kaldırıyor, aynen Zühre´nin Tahir´e yaptığı gibi, testiden su akmıyor. - Kızım! Ne yapıyorsun, benimle mi eğleniyorsun? -Baba, sorma. -Ne oldu kızım? -Ben böyle bir şeyle karşılaştım; bilmem hayalet, bilmem gerçek. Köşke bir nur doğmuş. Orada bir delikanlı yatıyor, insan değil sanki melaike. -Git, sesle şunu, gelsin. Kız, tekrar bahçeye gidiyor, içeri giriyor. Bakıyor ki oğlan hâlâ yatıyor. Uyandırmaya kıyamıyor. O yana bu yana derken, nihayet ayağına usulca dokunuyor. Tahir uyanıyor. Hemen Besmele çekip kalkıyor. -Ne istiyorsun benden? -Seni babam istiyor. -Baban kim, senin? -Babamı bilmiyor musun? -Ne bileyim baban kim? Sen benim babamı biliyor musun? -Yooo! -Gördün mü bak, ben ne bileyim baban kim? -Babam İspanya Kralı. -Haa!.. Şöyle desene. Şimdi gidelim. Bunlar oradan çıkıyorlar, düşüyorlar yola. Kız oğlanın önden gitmesini istiyor; maksat ona bakacak. Neden dersen o da Tahir´e âşık oluyor. Öyle bir şey ki, bu kızın adı da Zühre. Neyse bunlar, şuradan buradan derken köşke varıyorlar. Kral, oğlanı görünce kızına hak veriyor. Hakikaten güzel mi güzel bir delikanlı. Kanı kaynıyor. İçinden ?Allah´ım çok şükür, oğlum yoktu, bana bir oğlan gönderdin.? diyor. Oğlanı karşılıyor, buyur ediyor. Hoş-beş, hal-hatır ediyorlar, yiyorlar, içiyorlar. -Oğlum, diyor kral. Sen asilzade bir evlatsın. Fakat bir hadisenin kurbanısın muhakkak. Sende bunun izleri var. Başına gelenleri anlat. -Sorma, kralım. -Sordum söyleyeceksin. -Ben, diyor, Ethem Şah´ın kardeşi Ahmet Vezir´in oğluyum. Amcam babamı, dayımı, annemi vurdu. Onlara kahredip memleketten ayrıldım. Buralara düştüm. Memlekette sevdiğim vardı, adı Zühre. Düğünüm yapılacaktı. Düğünümü ertelediler. -İyi oğlum, diyor. Benim oğlum yoktu, sen de benim oğlum ol, hem de damadım ol. -Sayın Kralım! Ben senin bu sözüne cevabı sözle veremem, sazla vereyim müsaaden olursa, diyor. -Sazla ver, sözle ver. Yeter ki bu işe evet de, diyor Kral. Tahir alıyor sazı, bakalım orada ne diyor: Köşkünüzün önü düz ova yazı Yayılır ördeği ötüşür kazı Alacak sanıyor kralın kızı Duysun Şah babası o bacım benim Oradakiler şaşırıyor, Tahir´in gamı def olmuyor alıyor bir daha: Huzuruna geldim ona bağlıyam Yüreğim yaralı ciğer dağlıyam Ethem Şah´ın kardeşinin oğluyam Yıkıldı o tahtım o tacım benim Kral: -Oğlum! Ben seni kızımla evlendirecektim. Mademki istemiyorsun, peki. Tacın, tahtın elden çıktığına üzülme. Ben seni memleketine kavuş-turacağım. Sen burada ye, iç, gerisini düşünme. Eskiden krallar, kervanların başında, başka memleketlere giderlerdi. Kervanlar bu sayede epey kâr ederlerdi. Bu sefer Kral, onlara gitmeyeceğini söylüyor. Kervanlar, Kralı almadan sefere çıkıyor. Ona aldıkları malı beşe satıp zarar ettiler. Hepsi bir araya geldi. Bir ay sonra Kralın huzuruna çıkıyorlar. DEVAMI YARIN