Tam 955 yıl önce, 26 Ağustos 1071’de Anadolu’nun kaderini değiştiren büyük bir destan yazıldı. Sultan Alparslan ve onunla birlikte yürüyen yiğitler, yalnızca bir savaşa değil, tarihin akışına çıktılar. Malazgirt Zaferi, Türk milletinin Anadolu’ya açılan kapısından içeri attığı kararlı ve ebedi bir adım oldu.
O gün karşılarında büyük Roma mirasının ordusu vardı. Sayıca üstün, güçlü ve kendinden emin, mağrur bir ordu… Karşılarında ise inancını zırhından, duasını kılıcından önce kuşanan bir hükümdar ve askerleri bulunuyordu. Sultan Alparslan’ın beyaz kefenler içerisinde savaşa hazırlanması, ölümden korkmayan bir iradenin değil yalnızca; gerektiğinde vatan, millet ve inanç uğruna en büyük fedakarlığı göze alabilmenin sembolüydü.
Malazgirt’i anlamak, sadece 1071’de ne olduğunu bilmek değildir. Malazgirt’i anlamak; bir milletin kendisine yeni bir yurt edinmesinin ardındaki ruhu kavramaktır.
Sultan Alparslan’ın askerlerine verdiği cesaret, ettiği dua ve savaş öncesindeki teslimiyeti bugün bile bize aynı hakikati hatırlatıyor: Büyük zaferler önce gönüllerde kazanılır.
Çünkü Malazgirt’te yalnızca kılıçlar çarpışmadı. İki irade karşı karşıya geldi. Bir tarafta Anadolu’ya zulmeden ve Batı'yı koruma güdüsüyle hareket eden büyük bir imparatorluğun ordusu, diğer tarafta ilahi kelimetullah uğruna bu toprakları kendisine yurt edinme kararlılığı taşıyan Türk ordusu vardı.
Ve o gün Anadolu’nun kapıları ardına kadar açıldı.
Aradan asırlar geçti. Nice hükümdarlar geldi, nice Türk devletleri kuruldu ve yıkıldı. Fakat Malazgirt’in anlamı değişmedi. Çünkü o zafer, tarihin bir sayfasında kalmadı; Anadolu’nun taşına, toprağına, şehrine ve insanına işlendi.
Bugün üzerinde yaşadığımız bu topraklarda ezanlar yükseliyor, bayrağımız dalgalanıyor ve Türk milleti kendi vatanında geleceğe bakabiliyorsa, bunun köklerinden biri de Malazgirt’te atılan o büyük adımdır.
Sultan Alparslan’ın bize bıraktığı en büyük miras belki de yalnızca bir zafer değil, bir anlayıştır: Türk’ün ayağı daima özengide olmalıdır. Yani millet, geçmişini unutmadan geleceğe hazır olmalı; vatanın kıymetini bilmeli, birlik ve beraberliğini korumalıdır.
Malazgirt’in bize söylediği şudur: Vatan, sadece üzerinde yaşanan bir toprak parçası değildir. Vatan, uğruna bedel ödenmiş bir emanettir.
Bugün 26 Ağustos’u anarken Sultan Alparslan’ı, onun silah arkadaşlarını ve Malazgirt’te şehit düşen bütün kahramanları rahmet ve minnetle yad ediyoruz.
Onların duaları dünün meydanlarında kaldı sanılmasın. O duaların yankısı bugün de bu topraklarda.
Onların verdiği tavsiyeler, yalnızca tarih kitaplarının satırlarında değil; milletimizin hafızasında.
Ve onların emanet ettiği vatan, hâlâ bizim en büyük sorumluluğumuz.
Malazgirt Zaferi kutlu olsun.
1071’de Anadolu’nun kapılarını açan Sultan Alparslan’ın ve bütün Malazgirt kahramanlarının ruhları şad olsun.
Çünkü bazı zaferlerin üzerinden yüzyıllar geçer; fakat milletin gönlündeki yankısı hiç dinmez.
Malazgirt de işte böyle bir zaferdir: Bir savaşın adı değil, bir milletin Anadolu’daki varlığının mührüdür.