Sivas’ın kadim geleneklerinden biri yarın yeniden sokaklara karışacak. Sabahın il saatleriyle birlikte mahalle aralarında yankılanan “Memecimin giliği…” sesleriyle birlikte çocuk gülüşmeleri, o tatlı bakışlarla birlikte kapılarımıza dayanacak. Küçücük eller uzanacak, poşetler açılacak; kimi şeker isteyecek, kimi çikolata, kimi sadece yüzünde bir tebessüm arayacak. Umulan değil ikram edilen kabul edilecek. Ve aslında o çocuklar kapılarımıza yalnızca ikram toplamaya değil, unuttuğumuz mahalle ruhunu yeniden hatırlatmaya gelecek.

Bugünün hızlı ve yalnız dünyasında çoğu zaman komşumuzun kapısını bile çalmaz olduk. Oysa bu gelenek, apartmanların soğuk duvarlarını bir geceliğine de olsa sıcak bir mahalleye dönüştürüyor. Kapı zilinin her çalışında bir çocuk sesiyle beraber geçmişten bir hatıra da içeri giriyor. Bir zamanlar aynı poşetleri taşıyan, aynı heyecanla sokak sokak dolaşan büyüklerin çocukluğu yeniden canlanıyor.

Kimileri için bu sadece çocukların şeker topladığı bir akşam olabilir. Ama aslında bu gelenek; paylaşmanın, bereketin, birlik olmanın sessiz bir ilanıdır. Çocukların neşesiyle bereketin eve girdiğine inanılır. Verilen bir avuç şekerin, uzatılan bir çikolatanın, edilen bir güzel sözün eksiltmediği; aksine çoğalttığı düşünülür. Çünkü bazı gelenekler karın doyurmaz belki ama gönül doyurur.

Bu yüzden yarın kapı ziliniz çaldığında onu bir rahatsızlık gibi görmeyin. O ses, bayramın ayak sesidir. Kapınıza gelen çocuklar yalnızca poşet uzatmayacak; mahallenin kaybolmaya yüz tutmuş samimiyetini de taşıyacak. Belki birkaç saniyelik bir ikram olacak ama bir çocuğun hafızasında yıllarca kalacak sıcak bir anıya dönüşecek.

Şekerlerinizi hazırlayın. Çikolatalarınızı ayırın. Belki birkaç küçük ikram daha koyun kenara. Çünkü yarın kapılar sadece açılmayacak; gönüller de aralanacak. Ve Sivas’ın o güzel geleneği, bir kez daha çocuk sesleriyle şehri cıvıl cıvıl edecektir.