1993 veya 94 yılında ayrı partilerden olmak üzere üç kişilik milletvekili heyeti olarak Yunanistan'a gittik. Mütekabiliyet gereğince Fener Patriği İstanbul'da yaşayan Rumlar tarafından, Batı Trakya Türkleri müftüsü de oradaki Türk nüfus tarafından seçilir.
Öteden beri Rumlar istediğini seçer, Türkiye pek müdahil olmaz. Fakat Batı Trakya Türklerinin seçtiği müftüler her defasında bir şekilde mahkemelik olur, seçilen müftü yerine kayyım atanır, bu da uzun süren davalara yol açardı. İşte böyle bir mahkemeye gözlemci olarak katılmak üzere gitmiştik. (Müftü Emin Ağa'nın mahkemesiydi). Mahkemeye halktan katılım olmasın diye mahkeme Türklerin yaşadığı bölgelerde (Gümülcine, Dedeağaç, İskeçe) değil de, Yunanistan'ın en güneyinde bir ilde veya ilçede yapılıyordu.
Bu seyahatte öğrendiğim bazı acı gerçekleri o tarihte bir rapor halinde her partiden bütün milletvekilleriyle paylaşmıştım. Aklımda kalanları kısaca burada arzetmek isterim.
Yunan resmi makamları soydaşlarımızı Türk değil müslüman olarak kabul eder. Bu b anlaşmalar gereği Türkiye'den gönderilmesi gereken ders kitaplarını kabul etmeyip, Arap ülkelerinden getirilmesini isterler. (İsrail de Araplardan değil, Türkiye'den kitap kabul eder.)

Batı Trakya Türkleri her üniversitede okuyamaz, hele eczacı ve doktorluk mesleğini asla yapamazlar.
Türkler Dış ülkelere seyahat edebilirler fakat geri dönüşleri izne tabidir. Çoğunlukla İzin verilmez vevatandaşlıktan da çıkarılır. Zaten iki milyona yakın Türk nüfusu bu şekilde eritilmiş yüz elli bin kişiye düşürülmüştür.

Türk Türk'e gayrimenkul satamaz. Satacaksa bir Rum'a satmak zorundadır.

Son zamanlarda siyasi bir takım haklar tanınmıştır ancak seçim çevresi nüfus yoğunluğuna göre değil de coğrafi alan esasına göre tanzim edilerek Türklerin ancak bir milletvekili çıkarması sağlanmıştır.
İkinci dünya savaşından beri Türklerin dikenli teller ve bariyerlerle çevrili bir açık hava hapishanesinde yaşadığını kimse bilmiyordu. O yıllarda altmış bin nüfusa sahip, adı Şahinler olan bu köye giriş çıkış yasaktı. Avrupa insan hakları kuruluşları bu konuyla ilgileniyordu fakat Türkiye'nin haberi bile yoktu. Biz de orada öğrenmiş olduk. Sonraki yıllarda Deniz Baykal bu köyü ziyaret etmek istedi ancak izin verilmedi. Şahinler köylüleri Baykal'ı dikenli tellerin ardından büyük bir coşku ile tekbir getirerek selamladılar. Baykal'ın da tekbir ile mukabele ettiği söylenir.

Şu anda bu durumlarda düzelme olup olmadığını bilmiyorum. İkide bir EKÜMENİK gaydası çalanlar , RUHBAN OKULU diye tutturanlar bunları bilmelidir diye düşünmekteyim.

Arzederim