Eşkıyanın biri ağzından alevler saçan canavarlar gibi her yıl uzaklardan gelip gözüne kestirdiği bir köyün halkını hiç acımadan öldürüp köyün mallarına da el koyarmış.. Komşu köylerin muhtarları da koşa koşa o eşkıyaya fukara köylüden toplayabildikleri altınlar inciler paralar verip, "aman efendim ne çok yoruldunuz, ne zahmetler çektiniz, taa oralardan gelip bunca insanı öldürmek kolay mı" diye övgüler dizip, bir de hela ibriği gibi sıra sıra yanında dizilip fotoğraf çektirirlermiş.. Sonra o muhtarlar köylerine gidip, bu fotografları ahaliye göstererek
" barış için çok çaba sarf ettik, eşkıya dostumuzu ikna etmek ve sıkı müttefik olarak köyümüzün menfaatini korumak için gece gündüz çalıştık, oraya koştuk buraya koştuk, diğer köylerin muhtarlarıyla iletişim halinde olduk, oyun kurucu olarak masalar kurduk, pişpirik oynadık, güçlü liderlik neymiş aleme gösterdik " diye köy meydanlarinda nutuklar atarlarmış. Eşkıya bir dahaki sene dönüp gelene kadar bu nutuklar her gün söylenir, bu peşrevler her gün çekilirmiş. Halk ise muhtarın akrabalarının ve adamlarının konaklarına, atlarına, arabalarına bakıp bakıp "ne zengin köyümüz var, ne yiğit muhtarımız var" diyerek büyük coşkular içinde yarı aç yarı tok günlerini gün edermiş .
Senenin birinde, günlerden bir gün eşkıya yine köylerden birine saldırmış, muhtarlarını azalarını çobanlarını çocuklarını öldürmüş. Tuhaftır ki o köy halkı kimsenin ummadığı şekilde bir araya gelmiş ayağa kalkmış ve "yetti gari" diyerek eşkıyaya öyle bir dayak atmış ki, eşkıyanın feleği şaşmış. Bunun üzerine diğer köylerin muhtarları da bir araya gelmiş, azıcık da biz diklensek bu herif kuyruğu kıstırıp kaçacak diyecekleri yerde ; "bak şu edepsizlere.. eşkıyaya kafa tutulur mu hiç.. ayıp ediyorlar.."
diye yiğit komşularını kınamışlar. Bu kınama bunama işleri tam tıkırındayken tee uzaklardan, evvel İhsaniye iken sonradan İspaniye adını almış bir köy varmış ki o köyün muhtarı Pedro dayı bütün büyüyü bozmuş. "Ulan" demiş, "utanmaz mısınız kardeşinizi kınayıp da düşmanınıza kuyruk sallamaya ??.. Eşkıya, atlarını sizin arpalarınızla besliyor, sizin bahçenizde yayıyor, tüfeğinin namlusunu sizin omuzlarınıza koyup nişan alıyor. Birgün sıra size de gelecek anlamıyor musunuz ?" Muhtarlar ve avaneleri fena bozulmuş bu laflara.. Yüzleri hiç mi hiç kızarmamış ama, açıkta kaldığı için hepsinin bi tarafları kızarmış.
Avaneler ise ; " benim ağam büyüktür, benim ağam aslandır, benim ağam kaplandır.." diye şarkılar söylemeye devam edip durmuş.