25 Mart… Takvim yapraklarında sıradan bir gün gibi görünse de, bu toprakların hafızasında derin bir sızıya karşılık gelir. Bundan tam 17 yıl önce, Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki yol arkadaşları, Göksun yakınlarında yaşanan elim bir helikopter kazasında aramızdan ayrıldı. O gün sadece bir siyasi lider değil; bir duruş, bir dava adamlığı ve bir karakter de toprağa verildi.

Büyük Birlik Partisi’nin kurucu genel başkanı olan Yazıcıoğlu, Türk siyasetinde kendine has bir çizginin temsilcisiydi. Onu farklı kılan sadece siyasi görüşleri değildi; sözünün arkasında duruşu, mücadelesindeki samimiyet ve en zor anlarda bile eğilip bükülmeyen iradesiydi. “Dik duracağız ama diklenmeyeceğiz” sözü, aslında onun hayatının özeti gibiydi.

O kara gün, sadece Yazıcıoğlu’nu değil; yanında bulunan dava arkadaşlarını da bizden aldı. 37 yaşındaki BBP Sivas İl Başkanı Erhan Üstündağ, İl Başkan Yardımcısı Yüksel Yancı, belediye meclisi üyesi adayı Murat Çetinkaya ve gazeteci İsmail Güneş… Her biri kendi hayatında iz bırakmış, kendi çevresinde değer üretmiş insanlardı. Ancak özellikle bir isim var ki, o anların sembolü hâline geldi: İsmail Güneş.

Gazeteciliğe Bizim Sivas Gazetesi’nde başlayan Güneş, mesleğinin ne demek olduğunu son nefesine kadar gösterdi. En zor, en çaresiz anda bile görev bilinciyle hareket etti. Soğukla, karanlıkla ve belirsizlikle mücadele ederken, bir yandan da yaşananları dünyaya aktarmaya çalıştı. Belki de o an, gazeteciliğin sadece bir meslek değil, bir sorumluluk olduğunu en çarpıcı şekilde ortaya koydu.

Aradan geçen 17 yıl, acıyı azaltmadı; sadece ona alışmayı öğretti. Ancak bazı sorular hala zihinlerde yerini koruyor. Kazanın ardından yaşanan süreç, arama-kurtarma çalışmalarındaki tartışmalar ve olayın aydınlatılmasına dair beklentiler, hala tam anlamıyla kapanmış değil. Bu da acının sadece bir kayıp değil, aynı zamanda bir “eksik kalmışlık” hissiyle yaşanmasına neden oluyor.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, Kahramanmaraş semalarında kaybolan o helikopter, aslında bir dönemin vicdanında iz bırakan bir kırılma anına dönüşmüş durumda. Muhsin Yazıcıoğlu’nun adı ise hala Anadolu’nun dört bir yanında saygıyla anılıyor. Çünkü bazı insanlar sadece yaşadıkları döneme değil, sonraki nesillere de hitap eder.

Onu sevenler için bugün bir anma günü; ama aynı zamanda bir hatırlama ve anlama günü. Onun duruşunu, mücadelesini ve bıraktığı mirası yeniden düşünme günü…

Ve belki de en çok şu soruyu sorma günü:
Böylesine zor zamanlarda bile dimdik durabilen insanlar, gerçekten aramızdan gider mi?

Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki yol arkadaşlarını rahmetle anıyoruz. Unutulmadılar, unutulmayacaklar.