Bazı eserler vardır, sadece taş ve duvardan ibaret değildir. Onlara baktığınızda geçmişten bugüne uzanan bir hikaye görürsünüz.

Divriği Ulu Camii de böyle bir eser.

Yüzyıllardır ayakta duran bu eşsiz yapı, bugün dünyanın farklı ülkelerinden gelen insanların ilgisini çekiyor.

Japonya’dan gelen turistlerin Divriği’ye kadar uzanıp bu eşsiz kapıları hayranlıkla incelemesi, aslında bize de bir şey söylüyor.

Biz bazen sahip olduğumuz değerleri kanıksıyoruz.

Yanı başımızdaki güzelliğin farkına varmak için başkasının gelip “Ne kadar güzelmiş” demesini bekliyoruz.

Oysa Divriği Ulu Camii, Sivas’ın değil yalnızca Türkiye’nin de ötesinde bir değer. Taş işçiliğiyle, mimarisiyle ve yüzyıllardır taşıdığı hikâyeyle dünyanın ortak kültür miraslarından biri.

Şimdi ilginin her geçen gün artması sevindirici.

Ama bu ilgiyi yalnızca ziyaretçi sayısıyla ölçmemek gerekiyor. Divriği’ye gelen insanın ilçede daha fazla vakit geçirmesini, yöresini tanımasını, esnafıyla buluşmasını ve Sivas’ın diğer güzelliklerini de görmesini sağlayacak bir kültür ve turizm anlayışına ihtiyacımız var.

Çünkü Divriği’ye gelen turist aslında yalnızca bir camiyi görmeye gelmiyor.

Bir medeniyetin izini sürüyor.

Bize düşen ise o izi korumak.

Ve belki de bir gün Divriği Ulu Camii’nin kapısında durup taşlara biraz daha dikkatli bakmak…

Çünkü o kapılar sadece geçmişe açılmıyor.

Bize, bugün elimizde olan değerleri yarına bırakma sorumluluğumuzu da hatırlatıyor.