Devlet, hangi zümre ile iş tutarsa o zümre gelişir ve kalkınır. Çünkü devlet, eski devirlerden beri sadece yönetim mekanizması değil; iş ve ekmek kapısıdır. Modern devletlerin en temel özelliği ise ülkenin iktisadi yapısı ne olursa olsun, devlet yöneticilerinin refah düzeyinin ve yaşam standartlarının yüksek oluşudur. Yönetici zümrenin ?ülkeyi temsil? adı altında hiyerarşik bir ?yaşam tarzı? ve ?sosyete? oluşturması: Devlet kapısını ve devletle iş tutmayı, özellikle fert başına düşen tüketim düzeyi düşük ülkelerde daha cazip hale getirir. Makam yükseldikçe maaş gelirinin üzerinde imkânlar açtığı için; iktidarlar, kendilerini sağlama almak ve sürdürmekle, kamu giderleri arasında gerilim yaşar.
Devletin iş yaptırma ve para kazandırmada onay makamı olan üst bürokratlar, özel sektörün ve elbette daha çok müteahhitlerin gözdesidir. En kolay harcama kalemi bayındırlık ve inşaat işleridir, kaynaklar da o taraflara aktarılır. Görünüşte kazanan, iş yapan, asgari ücretle de olsa ekmek parası çıkartan insanlar vardır ama bunların tamamı ?yatay büyüme? yaratan; ülkeye sıçrama yaptırmayan hareketlerdir. Bu tür bir iktisadî model, birbiriyle ters orantılı olarak yatırımcı zihniyeti köreltir; tarım ve sanayi başta olmak üzere zayıflamaya başlar. Rejimleri ne olursa olsun, bütün bu devletler modern devletlerdir; ?siyasi söylemleri? de ne olursa olsun ?modern araçsal aklı? ve yasaları sonuna kadar kullanırlar. Aklın bu çeşit kullanımı, statü elde etmeyi ve lüks yaşama imkânını meşrulaştırdığı için yönetici kadrolar, gelenekle olan temaslarını sadece sıradan göstergeler yoluyla sürdürürler. ?Söylem İkiyüzlülüğü? bugün pek çok ülkenin devlet kadrolarını bozan, ahlak dışılığa sürükleyen bulaşıcı bir hastalıktır. Halkın, gönül vermesi, umut bağlaması defalarca boşa çıkar ve ?kısır döngü? tekrar eder gider.
?Söylem İkiyüzlülüğü?nün bir ayağı ideoloji ekseninde halka hoş gelen vecizeler üzerine oturtulurken; diğer ayağı, yöneticiler ve onların iş tuttuğu çevrelerin ideolojiyi ekseninden kaydırarak yeni ve bazı alanları meşrulaştıran yeni inhiraflar ihdas eder. ?İyi? ahlakî alandan, seküler alana taşınır. ?Dünyevî olan, iyidir-Bizler ideolojimiz gereği iyi insanlarız-Öyle ise iyi olanı tüketmek hakkımızdır!? şeklindeki basit mantık silsilesi, içerisinde her bozulmuşluğu barındırmaya elverişlidir. Bu meşrulaştırıcı ideoloji, halka hoş gelen dünya görüşü zeminini kaydıracak düzeylerde ?seküler? alana yayılır. Bir ?potansiyel tüketici vasatı? olarak halk, bizzat ?tüketici devlet? eliyle modernitenin merkez ülkelerinin ?üretim gerçekliği?ne mahkûm kalır. Hayat tarzı ve seküler arzular çerçevesinde tepeden tabana doğru cari tüketim kalıplarına bağlanmalar, alışkanlık haline gelmiştir ve geleceğe mutlaka ödenecek bedeller bırakır.
Ontolojik omurga zayiatı, en net biçimde hayatın nicel ifade ve formülasyona en elverişli alanı olan ekonomik ilişkilerde ve faaliyetlerde görülür. Batı´nın modern devleti, ekonomiyi toplumu biçimlendiren bir mekanizma gibi inşa etmiştir. Bunun ahlakî açıdan onaylanması başka bir şeydir ama ?Söylem İkiyüzlülüğü?nü azaltan bir etkiye sahiptir. En azından ahlâkî tercihler açısından fert başına düşen özgürlük miktarı artmıştır. ?Söylem ikiyüzlülüğü? ise, devlet kaynaklarına yaslanarak büyüyen zümrelerin, iktidar gücünü görevlerinin dışına taşırmalarıyla sonuçlanır. Devlet aklının, sosyal taleplerin harekete dönüşmeden hissetmesi ve cevaplaması elbette akıllı devlet adamlarının varlığıyla mümkündür.