İki Roma devletinin varisleri Attila´yı ve Fatih´i hayırla anmaz. Almanların/Germenlerin husumetlerinin Attila ile bağını kuramıyorsanız; tarih okumanızla, fantastik roman okumanız arasında bir fark yoktur. Mezhepçi bozgunculuğun parçaladığı bir coğrafyada Sultan Tuğrul, hilafeti ?Selçuklu asabiyesi?nin korumasına almasaydı; tarih farklı seyrederdi. Meselâ: İslam fütuhatı bugünkü sınırlarıyla gerçekleşemezdi ki, o fütuhatın kısm-ı azamı Türk eliyledir.
Siyasî eğip bükmelerden, münharif ağızlarından fırsat bulup, söz söyleyememek çıbanlarımı azdırıyor. Milli devletlerin teamül olduğu modern çağda Türk Milliyetçiliği, dünya üzerindeki milliyetçiliklerin en zayıfı ve orijinaletiden en yoksun olanıdır. Müfredat gündemde ya; başta maarif nazırının ve varsa bu işten anlayan müşavir, muavin taifesinin Fransız ilköğretim müfredatını gözden geçirmesini şiddetle öneririm. Milliyetçilik, hamasete kaçmadan nasıl ilmî nazar ile mezcedilirmiş görmek lazım.  Bina ve derslik sayısının istatistik niceliğiyle övünen ama bu ülkenin insan envanterinden bihaber kafalardan umudum olmadığını belirteyim. Mekanik aygıt gibi çalışmaya alışmış bürokratların, maarif gibi hayatî bir işe koşulması talihsizliktir. ( Hüsnü, Reco, Duran, İbo koşun lan! Bir sıkı jurnal hazırlayın, nazır beye derhal ulaştırın. Kimbilir, sıkı bir soruşturma bile açtırırsınız hakkımda. Jurnal başına telif de alabilirsiniz )
?Vizyon? ve orijini sağlam aydınımız azdır, az olan da kayıt dışıdır. Türk olmak, vizyon sahibi olmaktır; başka türlü de hayat sürmesi mümkün değildir. İslam fütuhatının Türk´e kazandırdığı, sadece emanete bir liyakat nişanıdır. Türklerin kaç Haçlı Seferini bertaraf ettiğini, kaç ülkeyi, kaç şehri dar-ül İslam kıldığını, insaf ve adalet duyguları varsa diğer müslüman toplum ve toplulukların göz önünde bulundurmasını dilerim. Bunu dile getiren tertemiz bir Arap tarihçinin konferansını dinledim; Selçukluları, Osmanlıları anlatırken gözleri doluyordu. Başkaları da vardır elbette, yer yarılır adam biter. Kimsenin de komplekse girmesi gerekmez; kölesini vezir, cariyesini hanım sultan yapan bir tane germen yahut frank krallığı arayın, bulursanız haberim olsun. Bu altı çizilmesi gereken uygulama, dünya tarihinde köleliğe, köleciliğe indirilen en büyük darbedir.
Beylikler nesep asabiyesi ile kurulur, devletler ise ?sebep asabiyesi? ile ayakta kalır. Gölgesi tarihe daha uzun vuran medeniyetler ise her ikisinin birbiriyle ?organik asabiye? [i] oluşturması ile mümkündür. Türk tecrübesi, bu yönüyle istisnadır; Türk düşmanlığı bu istisnanın farkında olanların stratejisidir. Sadece etnisite itibariyle kendini Türk olarak tanımlayanlar değil; gayr-ı türk unsurlar da bu tecrübeyi anlamak için samimi bir gayret gösteriversinler. Türk olmanın, müslüman olmakla özdeş olduğu günler çok eski değildir. Türkler, millet oluşunun sebebini ?İslam? ile kurmuş; ?sebep asabiye?nin kuvvetiyle kurdukları devleti, koruyacak, diri tutacak azmi bütün celadetiyle göstermişlerdir. Türkiye´ye bakarken, bu ?vizyon?un farkına varılmadığında, kaybeden sadece Türkler değil, tüm Turan ve İslam dünyası olur.
?Türklük? hakkında düşünmek, ?Türklük Sosyolojisi? yapmak için Türk olmak gerekmez. Türk Milliyetçiliği, aslında Türkiye´de yaşayan Türklerden çok, diğer İslam ülkelerindeki kardeşlerimize ve etnik kökeni farklı olan unsurlara düşer.
Türkiye müşterek kalemizdir, bu kale Türk ile yani devleti ayakta tutacak yegâne kuvvet olan ?organik asabiye? ile varlığını sürdürebilir. Değilim ama hissî olduğumu söyleyebilirsiniz ve bir an için de öyle farz edelim. Ancak, birinin hissiyatının, bir başkasının rasyonalitesi olması ihtimali üzerine düşünün en azından. Bindiği dalı kesen kendini düşürür; kökü kestiğinizde ise bütün dallar düşer, yapraklar solar.
 
 

[i] . Şahsıma ait bir kavramlaştırmadır; bedeli ömür tüketerek ödenmiştir?