Yalnız kendimin esir olduğunu düşünüyordum evimde. Hâlbuki fikirlerim sevgim nefretim çoşkum heyecanımda benimle beraber dört duvar arasına kilitlendi. Topyekûn özgürlük, topyekûn hürriyet.
Başı yorgun bir adam gibi uyanmadım, bu sabahta. Tenha odalarda tek başına gezmenin adıdır; volta. Günde 7000 adım volta atan bir virüs forsası duydunuz mu hiç? O benim işte. Tambur, kanun ve ud’un feryadını duyan forsa. Ne kadar özlemişim bu sesleri. Gönül tutulmasının anti toksini bunlar. Şu an Üsküdar’a giderken aldı da bir yağmur’u dinliyorum. Nota yağmur gibi yağmur nota gibi. İkisi bir arada. Yıllar var dinlememiştim. Haydi, bir dinleyin. Yalnız ud ve kanun icra etsin, Sizde içinizden mırıldanın. Kendinize hürmetiniz varsa saygıyla dinleyiniz. O zaman ne Tarkan’ın ne bilmem kimin saçma sapan müziğinin farkına varırsınız. Sizi sizden koruyacak göreceksiniz; ud ve tambur. Ney bu günlerde çok ağır gelen bir ilaç gibi. Dinleyemiyorum.
Evimizin ceza evinden farkı sadece gökyüzünü görmemiz değil farklı sınıf ve suçlardan yatan kimsenin olmamasıdır. Kendinle zorunlu birlikteliğinin oldu mekan; evimiz.
İstanbul soyluluğu veya asilzadeleri diye kafama bir konu düştü. Burjuvazinin gelişmesiyle sanat ve edebiyatın gelişmesi arasında kalmış jakoben İstanbulluları anlatmak isterim, bu çalışmayla. Sosyo-psikolojik bir değerlendirme yaparak araştırmak gerek. Tabiki İstanbul’da Din Soyluları ve soyguncularını da bu çalışmaya koymak gerekir. İstanbul kalbimde silinmez hisler üreten şehir olduğu için benim (sübjektif olarak) için kutsaldır. Ayrıca İstanbul’un bilmecemsi ruhunu çözmüştüm.
İnsanın direnci böyle günlerde belli olur. İnsan her ortama çok çabuk alışan bir varlık. Yürek mahkûmu da olsanız kürek mahkûmu da olsanız ortama, hale, uyum anlamında aynıyız. Hayatı boyunca yalnız kalmamış biri için bu günler zor olsa da kolay alıştığı mutlaktır. Mahkûmiyeti sürekli olmayan insanlar olarak özel sürgünümüzü evimizde geçirdiğimiz takdirde toplumsal özgürlüğümüze büyük katkı sağlamış oluruz. Bu günlerde evde kalmak emirlere uymak olmamalıdır. Bunu toplumsal bir sorumluluk bilinciyle ve özgür iradeyle evde kalmak gerekir. Hatta halk gerekirse devlete niçin yasak koymuyorsun diye akşam saat dokuzda ışıkları yakıp söndürerek protesto etmelidir. Toplumsal bilinç bunu gerektirir diye düşünüyorum.
Şu an saat 23:32. Keyfim akşam akşam kaçtı. Arkadaşımın bacanağı ve ailesinde virüs çıkmış. Rabbim yardımcıları olsun. Komşularında varmış. Onlarla çay içmişler. Şu mesafenin önemine devlet sağlıkçılar bas bas bağırıyor insanlar duyuyor fakat anlamıyorlar. Uzak durmak yetmiyor çay içiyorlar ya. Ben ne diyeyim. Hastaneye gitmişler akşam.
Yarabbi bizleri koru. Senden başka kimsemiz yok. Günahlarımızı af et yarabbi.
Uykum hiç yok. Sabahı nasıl yaparım bilmiyorum. Canım kitapta okumak istemiyor. Kalp ilacımı içmeyi unutmuştum onu içip tekrar yatağıma geldim. Beynimdeki olumsuzlukları atmak için yazı yazıyorum. Fakültemiz bu gün online uluslararası konferans yapmış. Videosu geldi. Çok mutlu oldum. İnsan güzel haberler duyunca vücut hemen mutluluk hormonu üretiyor. İnşallah hep güzel haberler duyarız. Allah’ım bütün müslümanları bütün insanlığı insanların şerrinden koru yarabbi. Ölüme inanıyoruz ama çilesiz ölüm istiyoruz.
Halamı bu gün aradım, sohbet ettik biraz. Yaşlı ve yalnız yaşıyor. Üzülüyorum doğrusu.Yardımcıda olamıyorum. Salman’ı aradım uzun bir sohbet ettik. Ağabeyi Hasan ağbinin ölümüne çok üzüldüğünü ses tonundan anladım. Kader dedim, dua et dedim.
Yüksel bey aradı. Akşam yarım saat telefonla görüştük. Çok şey paylaştık. Buraya yazma şansım yok. Ramazan ağbiyi aradım. Onunla uzun konuştuk. O virüsün Eylül ayında gıda ve tarım sektörüne yönelik ikinci dalgası gelecek dedi. Tıpkı kuş gribi gibi olacağını ve virüsün 2023 kadar devam edeceğini ifade etti. Şaşkın şaşkın dinledim. Korktum yorumundan doğrusu.
Türkiye’ye çalışmaya gelen yabancıların durumunu bir Türkmen arkadaştan öğrendim. İçler acısı durumdalar. Çalıştıkları tekstil firmaları kapalı, paralı yok. Perişan haldeler. Kim sahip çıkacak bunlara anlamıyorum. Yarın paraları da bitecek. Bu insanlar ne yiyip içecekler. Rabbim koru. Rabbim merhametinle muamele et. İnsanlar aç susuz kaldı. Ülkeleri de sahip çıkmıyor bunlara. Belki bu çocuklardan elçiliğin bile haberleri yoktur. Virüs nasıl etkiledi dünyayı. Aynı şekilde yurt dışında olan ve çalışmaya okumaya giden bütün insanları düşününce durumun vahameti daha çok ortaya çıkmakta. İnsanlığın eli kolu bağlı. Bu nasıl bir işti kimseler anlamadı anlamıyor. Laboratuvarda üretilip piyasaya sürülmüşse, bunu yapanların vicdanı rahat mı acaba. Resmen toplu insanlık kıyımıyla karşı karşıyayız. Atom bombasından ne farkı var. Atom bombasının etkisi senelerce nasıl görülmüşse bu virüsünde vücutta hasar bırakacağı söyleniyor. Bu daha büyük tehlike. Hadi ölenler öldü kurtuldu. Ya yaşayan insanlarda kalıcı hasarların doğması insanlığı ne hale getirecek. Korkunun ecele faydısı yok. Bekleyeceğiz ve göreceğiz... (İnşallah).
Yorum tahlil analiz yapmaya gücüm yetmiyor. Güçsüz kaldım. Herkes gibi güçsüz kaldım. Bu kadar gelişmiş olan Tıp ilmi dahi çözüm bulamıyor. Doktorların durumuna daha çok üzülüyorum. Çok düşündüm, doktor olsaydım, ne yapacaktım? Kendimden korktum ve cevapsız bıraktım bu soruyu.
Keyifsiz bir gece beni bekliyor. Yarım saattir yazıyorum. Şu an saat 00.08 oldu. Yazdıklarım baştan aşağı hiç bir şey. Zorlamayla yazıldığı nasıl belli. Bu gün ki gazete haberlerine bir bakayım. Saat 3:54 ve uyanığım halen. Yarın nasıl bir gün olacak bilmiyorum. Benim şahsi kanaatim herkes ben gibi. Uyku düzeni allak bullak. Tanıdıklarıyla ilgili her duyduğu pozitif virüs haberi insanın beynini kemirtiyor. Bu virüsü üretenlere lanet olsun. Razıyız fakire garibe gurabaya yine ekmek vermesinler hatta silah bile üretsinler ama virüs üretmesinler. Bu günlerde silahsızlanmaya hayır diyecek kadar virüsün tehlikesinin büyüklüğünü fark ediyorum. İnsan değil dediğim silah fabrikası sahiplerine dahi dua edesim geliyor.
Her şeyi dezenfekte ediyorlar. Neden dezenfekte uçaklarıyla havayı dezenfekte etmiyorlar, bunu da anlamış değilim. Çok komik geliyor bu düşüncem ama artık bu kadar akıl dışı yöntem üretecek kadar korku sardı beni. Resmen dünya korku imparatorluğuna dönüştü. Bütün dünya zengin fakir siyah beyaz ırk dinli dinsiz kadın erkek yaşlı genç herkes korku içinde yaşıyor. Hâlbuki yarın ümit demektir. İnsan ve insanlık yarınından korkar oldu. Dünyaya hükmettiğini sanan güçler bile korkusundan bir bilinmez korku içindeler.
Her şey normale dönünce virüsün ekonomi politiğini senelerce konuşulacak. Hatta 1929 dünya bunalımından daha çok yazılıp çizilecek, 2020 yılı. Ekonomi dalında tezler projeler yapılacak. Hiç biri bir gerçeğe ulaşamayacak; bu virüs neden üretildi? Hangi ekonomik çöküş için bu virüs piyasaya sürüldü. Çin ekonomisini devirmek için üretildi de ters mi tepti? Cevabı yarınlarda da verilemeyecek sorular. Çözümsüz bilmeceler. Bir şey daha aklıma geldi; Virüs Ekonomisi, Uluslararası İlişkiler ve Virüs, Virüsün Ekonomi Politiği isminde lisansüstü dersler konulacak diye düşünüyorum. Belki Virüs Psikolojisi diye bir bilim dalı geliştirilecek. Hepimiz dijitalleşmeden bahis ediyoruz hepimiz virüsün sağlıkla ilgili konulara nasıl yansıyacağını sosyal siyasal ve ekonomik sonuçları konuşuyoruz ama virüsün insanın üzerinde yarattığı ve yaratacağı ruhsal korkuları kayıp olmuş ümitlerini konuşmuyoruz. Bu nedenle dünya dijitalleşse dahi insan bir süre daha insan olarak hayatına devam edecek. Virüs sonrası ulus devleti, küresel devlet veya sermaye konuşmak yerine insan ve insanlık konuşulmalı. Değerler, kültürler, sanat, edebiyat ve deformasyona uğrayacak unsurlar konuşulmalı ve bunları koruyacak politikalar tartışılmalı. Bu salgının uğramadığı ülke, hane ve birey muhtemelen olmayacak. Savaş iki devlet iki ülke iki millet veya iki din arasında olurken virüs bütün devlet, millet ve dinlerle savaşıyor. Savaş bir toprakta olurken virüsün insanla savaşı daha cihanşümul. Korkunun büyüklüğü de burada. Saat 4:35 ben halen uyanığım. Karanlık geleceğimizi aydınlığa çıkarmak için karanlıkta uyanık kalan bütün münevverlere selam olsun. Özellikle sağlıkçılara. Düşünce üretmek, düşünce yaratmak, paranoyakça takılmak değildir. Kurtarmak ve kurtarıcı olmak içindir. Şu an her okumuş değil bütün insanlık bunu yapıyor. Ortak akıl değil toplu akıl virüsün “mazi-hal-ati” de doğurduğu ve doğuracaklarında yoğunlaşmış görülmektedir. Uykum gelmeye başladı. Saat 4:53. Uyuyacağım galiba.
Uyandım, saat 8:39 (19/04/2020)