Zekai Özdemir Köşe Yazarı: Dr. Namık Kemal Kurt’a 

Bu Cumartesi günü iradesi olmayan bir hayal kurmaya karar verdim. Önden hipotezlerimi ortaya koymam gerek;Piyasa burjuvaların mabedi, para onların mabudu. Fiyat sırat köprüleri, kar cennetleri, zarar cehennemleri.
Şimdi İradesiz Hayalim;
Eski dünyanın Tanrı'larının öldüğü, virüslü günlerde yer yüzünde duyulunca yeni dünya, “tanrılar ölmez” nidalarıyla inledi.Talihini kayıp etmiş eski dünya, şans topu çeviren yeni dünya. Şans topunun şangır şungur sesi sanki "Tanrı benim" diyordu. Bu şangırtı sesini yeni dünyanın tanımaması imkansızdı.Bu ses eski dünyanın mangırı yeni dünyanın dijital  parasıydı. Tanrı'ların arabalarıyla Tanrı, kendisi dağıtırdı ve adına mangır ve para derdi. Piyasanın mabudu olan para, piyasa mabedinde el açar el bağ…
Zekai Özdemir Köşe Yazarı: Çok önce yazmıştım. Hatta siyah beyaz fotografını almıştım. Hiç bir şekilde paylaşma demişti. Hakkında bir kelime yazacağım ağbi seni seviyordum. Çok ana çok üzüldüm.Ölünceye kadar unutmayacağım..19/06/2020

Dr. Namık Kemal Kurt’a 

Bu Cumartesi günü iradesi olmayan bir hayal kurmaya karar verdim. Önden hipotezlerimi ortaya koymam gerek;Piyasa burjuvaların mabedi, para onların mabudu. Fiyat sırat köprüleri, kar cennetleri, zarar cehennemleri.
Şimdi İradesiz Hayalim;
Eski dünyanın Tanrı'larının öldüğü, virüslü günlerde yer yüzünde duyulunca yeni dünya, “tanrılar ölmez” nidalarıyla inledi.Talihini kayıp etmiş eski dünya, şans topu çeviren yeni dünya. Şans topunun şangır şungur sesi sanki "Tanrı benim" diyordu. Bu şangırtı sesini yeni dünyanın tanımaması imkansızdı.Bu ses eski dünyanın mangırı yeni dünyanın dijital  parasıydı. Tanrı'ların arabalarıyla Tanrı, kendisi dağıtırdı ve adına mangır ve para derdi. Piyasanın mabudu olan para, piyasa mabedinde el açar el bağlardı.Eski Piyasa mabedinin iltihaplı noktaları temizleyen yeni Tanrı; dijital para.Piyasa mabedini ne zaman afakanlar basarsa piyasa mabudu gücünü gösterir ve fırtınalar estirirdi.Fırtınanın ismi; kin çizgileri.
Hayal içinde yaşayan Tanrı'ların peşini hakikatler bırakmıyordu.Tanrıların yalanını kulların hakikatleri kovalıyordu.Bazen Tanrı aklı kul aklının bu işkencesine, bazende kul aklı Tanrı aklının bu işkencesine tahammül edemiyordu.Bu işkenceden dolayı bir gün ya Tanrı ya kul ya da ikisi birden intihar edecek, hiç şüphe yoktu.Bu gidişle Tanrı'nın kini bir gün  kula karşı, kulun kini bir gün Tanrı'ya karşı galebe çalacaktı. 
Tanrı'nın kulları, kulların Tanrı'yı unuttuğu gün, dünya ve ahiret yeniden inşa edilecek diye bir not bulundu. Kullar hem kendi kendileriyle hem Tanrı'yla, Tanrı'lar hem kendi kendileriyle hem kullarla boğuşmaktan sular kapkara olmuş, hava donuklaşmış dünyayı uğultular sarmıştı.Ahireti ise hepten unutmuşlardı.Yani yeraltı mağarasını.Gökteki yıldızlar nar taneleri gibi savrulmuş fakat ışık saçmıyorlardı.Belli ki Tanrı'lar onları yakmayı unutmuş, kullar ise mağaranın korkusundan başlarını yukarı kaldıramadıklarından yıldızların parlayıp parlamadığını görmüyorlardı.Tanrıların kudretli telkini, kullar üzerinden kalkınca, kullarda kendilerini bırakmış görünüyor fakat asla bırakmıyor hatta tezatlarla yaşıyorlardı.Ve dünya Tanrı'ların ve kulların ilgisizliğinden sanki hiç canlı yaşamamış gibi sessiz ve soğuktu.Tanrıların mabedi kullar için kulların mabudu Tanrı'lar için, pirinç tanesine çizilmiş minyatürler kadar küçüktü. 
Kullar peygamberlik yaşına gelince, Tanrı'larla konuşmak istediler fakat Tanrı onlara "ikra" bile demedi.Tanrıların dili sanki bağlanmıştı. O günden sonrada kullarında dilini, Tanrı'lar bağladı.Kullar sustu, Tanrı'lar sustu.Tanrılar kullarını, kullar Tanrı'ları zincire vurmuştu.
Ve bir gün Tanrı'lar kullarını, kullar Tanrı'ları kefene sardı, musalla taşına yatırdılar, yeni Tanrı ayağında takunyasıyla şangur şungur geldi ve cenaze namazlarını sela vermeden kıldırdı.Cemaatin olmadığı namaz bitince Tanrı'lar, Tanrı'ların Arabasına, Kullar, Kulların Cenaze Arabalarına kondu ve bilinmeyen bir yere mezarları kireçlenerek gömüldüler. Yeni Tanrı kendine kul olacak kullar aramak için elinde defi, cebinde kesesiyle yola çıktı ve bir mağaraya girdi. Kırk gün kırk gece kendi kendine taptı tanrılığını ilan etti ve mağaradan çıktı, düze indi. Bütün dünya bütün evren nerede bir şangur şungur ses duysa orayı kıble sandı ve sesi çıkaran yeni mabuda secde ettiler;dijital paraya. Buraya bir açılım yaparsam söyleyebilirim ki, paylaşımcılığı kayıp etmiş bireysel mutlakiyetçilerin hakim olduğu, dijital piyasalar.Buda çok merkezlilikten tek merkezliliğe giden dünyada dijital bireylerin olduğu dijital piyasalar oluşacak, beklentim bu. Romantik ve metafizik hiçlikten kurtulan bireyler piyasanın erki olacaklar, bence.Rasyonellik sınırlarını bu bireyler aşacakları için karar verme kendi erkleri üzerine kuracaklar, diye hayal ediyorum.Bir başka ifadeyle akla varan ve aklı aşan bireylerin erk gücünün oluşturan dijital model kurulacak.
Anarşik yadsımalar nasıl bir boyut değiştirecek onu da tahmin ediyorum. Örgütlenme veya cemaatleşme biteceğine göre biresel anarşi artacak. Her fert en büyük benim diyecek. Bunu kabul etmeyince anarşi ferdi olarak gelişecek.Belki şu olabilir şuursuz yığınlaşan bireylerden oluşan bir grup anarşist.Başka ne olabilir ki? Bunuda başka bir gün iradesiz hayallerim diye yazarım, belki.
Nasılsız beyler bayanlar. İradesiz hayallerimin ekonomi politiğine İktisadi komedi diyelim mi? Yoksa iktisadi komedyamı diyelim. Böyle diyelimde Shakespeare’inde kulaklarını çınlatalım.Sabah ezanı okunuyor. Kalkmam, abdest almam gerek.Annemin çeyizinden kalan seccadeyi serdim. Namazımı kılıp, yattım.
Saat, 12.35. Kalktım.Yatağımı topladım.Perdeleri penceleri açtım. Bir duş alıp, kütüphanemden kel alaka bir kitap çektim. İşte önsözünde ki dikkatimi çeken bir cümle; “Kendini yontmayı unutma” der Zeus. Zeus’da benim bu günlerde tespit ettiğimi tesbit etmiş. Ey evinde kalan insan, kendi kabuğunu kendin soyabilirsin, kendi özgürlüğünü kendin dışarı çıkartabilirsin.
İnsan biraz da kendi emeğidir.Kendi kendini yapan insan,  tıpkı bir heykeltraş değil mi? 
Bütün bu felsefi hayallerimden sıyrılıp, gerçeğe dönerek, bahar çiçeklerini özlediğim bu günlerde bütün annelerin yarin ki anneler gününü kutlamak istedim; kutlu olsun.
Belki öğlenden sonra devam ederim belkide etmem. Şimdi evimin içinde müzik dinleyerek yürüyüş yapayım.
Sonra aklıma burjuva kapitalistleri için iradesiz hayallerimi yazdım peki de, Marksisler için nasıl bir iradesiz hayal tahayyül ediyorum acaba? İşte bu sorunun cevabı; önce piyasadan parayı kaldıracaklar. Sonra her eşyanın değerini zamanla ölçecek bir dijital ödeme sistemi geliştirilecek.Örnek; bir emekçinin aylık ücreti, yeteneğine göre tabiki; 8000 zaman olsun. Bu işçi, kirada otursun. Kira bedeli 2000 zaman. Her bireyin koluna takılan cip dijital pos cihazından geçirilerek 2000 zaman dilimini ev sahibinin cipine aktaracak ve böylece işçi kirayı ödemiş olacak. Firmalarda aynı şekilde hammadde maliyetini firmayı temsil eden dijital ödeme aracına, ciple ödeyecek, satın alınan malın gelirinide yine bu cihazla zaman cinsinden tahsil edilecek. Zaman burjuvazisi veya politbürosu asla yaratmadan olacak, bunlar.Sosyalist sistem, kominist planlamaya geçince zaman bazlı ödeme sistemide ortadan kalkacak. Çünkü sosyalist şuurun bireyde oluşan olgunlaşması, eşitliği getirmiş olacak. Devletin bireyleri takip etmek görevi bitecek ve böylece yine birey esaslı tekmerkezcil devletsiz sistem kurulacak.
İradesiz hayalim uçtukça uçtu.Buna ne denir biliyor musunuz; Uç, uçtu kuş uçtu.Bireyi, devleti sünnet ettik ya, ondan bu öz deyişi sol merkezli iradesiz hayalimin sloganı yaptık. Bu sistem hem çok kolay, hemde anarşizmi önler. Niçin mi? Birinin zaman bazlı gelirini bir diğeri çalmak için öldürse, dijital zamanda ölür. Böylece bireyi hırsızlık maksadıyla öldürmenin bir manası kalmayacak.Sistem kendini lav ederek haksız kazancın önüne geçilecek. Ayrıca tam rekabetteki tam bilgi ve tek fiyat uygulaması, dijital zaman cihazından dijital sosyalist toplum aşamasında takip edileceği için bir anlamda tam rekabetin sosyalist, sosyalizmin ise tam rekabete, kapitalist toplumun dijital devletsiz kominist topluma veya dijital kominist toplum dijital kapitalist toplumun kendisi olacak. Böylece ideolojilerde birbirine dönüşme evrimi geçirerek, ideolojisiz sınıfsız ve sömürüsüz ( artı değersiz) dijital insani sistem kurulacak. Belkide bu iradesiz hayallerimle savaşsız kan siyasetini veya biyolojik kan siyaseti çıkarma hovardalığını da bitirmiş oldum.
Dede sandalyemde  yukarda yazdıklarımı en az beş kez okudum. Harfleri düzeltim.Aklıma, zekama veya beynime, fikirlerime kanat takmışım, gece.Şu an bu iradesiz hayallerimin bu iradesiz fikirlerimin çaresizliğinde kaldım.Çaresizlik nedir bilir misiniz?Beynin kanatlanıp gittiği yere bedenin gidememesidir. 
Bu iradesiz hayallerimin benim bu günki hayat ve fikri damarımı çürütmesine izin vermeyeceğim. Elimi uzattım, ıpatimi aldım ve müzik açtım; “ben bir göçmen kızı gördüm tuna boyunda”. Sonra “kınıfır bedrenk olur” Elazığ sıra gecesi türküsünü dinledim. Sallanan koltuğumda bir bebek saflığında uyudum.09/05/2020