Rahmetli Prof.Dr.Naim AKMAN’a ithaf olunur
Uykum gelmedi ama yatağıma girdim. Tv de Altın isimli bir filme bakmaya çalışıyorum. Damak ağrımda henüz gitmedi.Rabbim yardım et, bana, bize, hepimize.
Vücut çok ilginçmiş. Ben hatta sizde bunu anlamışsınızdır.Odam tv ışığı ile aydınlık. Birazdan kapatırım ve o en sevdiğim karanlığın içine gömülürüm.Daha önceki günlerimi yazarkende demiştim herkes keşke evde kaldığı günleri yazsa diye, şu an bunu cümleyi tekrar yazmak istedim. Böylece hepimiz birbirimizin farklı özelliklerini öğrenmiş olurduk.İnsanın kendini yazmaya cesaret etmesi zor iş.
Tv kapattım. Odam karanlık şu an. Kalbimde, kalbimizde ışık sönmesinde, gerisi önemli değil.Kalbin ışığı, iman. Kalbin ışığı sevgi. Kalbin ışığı, aşk.Annem yaşamış olsaydı, odasından bağırırdı, hadi uyu, hadi uyu derdi. Anneler his eder, evlatlarının uyuyup uyumadıklarını.
Odamda sesler ölmüştü.Ya da uykuya dalmışlardı.Yalnızlığın sesi olsa acaba duyar mıydım? Bilmiyorum. Ama acının ve ağrının uykusu hiç gelmiyor. Hatta acı ve ağrı karanlıkta daha çok ses veriyor. Bütün ağrılar bütün acılar gece ortaya çıkmasının nedeni, gecede sesin ölmüş veya uyumuş olmasından. Eskiden duvar saatinin tık tık sesi duyulurdu, geceleri. Şimdi oda kayıp oldu. Acı ve ağrının bitmesinin habercisi sabah ezanı. O nedenle Osmanlı döneminde hastenelerin yanına cami yaparlar ki sabah ezanıyla hasta bu gecede ölmedim diye şükür etsin. Ne büyük bir asalet değil mi?
Gecenin çöktüğü odamda günahlarımı sevaplarımı yorganın altına alıp, hep beraber uyuyoruz. Buda ayrı bir olay hepimiz için.Günahın ve sevabın iniltilerini duymak zor iş ama duyduğumuz an yatağın içinde bir sağa bir sola dönüp dururuz.
Yine bu gecede bir ben kaldım bir soğuk karanlık ve birde yalnızlık. Üçümüz birbirimize o kadar alıştık ki, ne günah, ne sevap, ne acı, ne ses duymayız. Birbirimizle yaptığımız sohbet tam anlamıyla şiirimsi.Hatta üçümüz gözlerimizle konuşup birbirimize nazla bakıyoruz. Bazen ben onlardan aşkın sefasını bazen onlardan bende irfanın sefasını isterler. Üçümüzde birbirimize menfaatsiz veririz, isteklerimizi. Sadece acılarımızı, dertlerimizi vermeyiz. Nedeni mi? Onların benim yüzümden veya ben onların yüzünden acı ve dert çekmesinler diye vermeyiz. Bu nasıl bir asalettir?Özellikle kış gecelerinde birbirimize hep düş kurduran şarkılar ikram ederiz.Ya da gecelerde şiirin üzerine konmuş yıldızları veririz.Bu nedenle karanlık odamızda güller hiç solmaz.Yaz, kış açar.Çünkü üçümüzde sevmenin kendi güzelliğine inanırdık.
Gece gece yine nerelere uzandım, ya. Ne kadar mahrum kaldım, aşka, sevgiye, merhamete.Bu bir ıslak “ah” değil.Tam aksine geceden arta kalan sarhoş olmuş sessizlik rayihası.Sakın ha, beni, bizi, yani bu üç kafadarı şarapçı sanmayınız. Sessizliğin koynunda yetişen üzüm şarabı içtiğimizi düşünmeyiniz.Off...Yine günah ve çılgınlık kuyusuna düştüm. Haydi dostlar uzatınız elinizi, kurtarınız, beni, bizi, hepimizi.Saat;00.53 yani yarin oldu. Yani altı Mayıs, Çarşamba.Bir yudum limonlu su içeyim, bekleyiniz. Su yatağımın başında. Sizede tavsiye ederim, yaşınız kaç olursa olsun, gece yatağınızın başına bir bardak su koyunuz. Gece uyanınca içiniz. Çünkü kalp krizlerinin gece olmasını engelleyen önemli şey gece içilen bir bardak su.
Zaman ve mekan algımızı kayıp etmeden evimizi mekan, ezanı zaman algısına bağlamalıyız. Ben ondan çok huzurluyum.Zaman ve mekan da ihtiyatlı ve dikkatli olmaya beni itti. Sizde de aynıdır, sanırım.En esrarengiz günlerini geçirdiğimiz bu günleri bu ihtiyat ve dikkatle aşacağız.Kitle zihin kontrolünü evde dikkat ve ihtiyatla yapıyor ve yapacağız.Aksi durumda kendimizi kayıp ederiz.Virüsün manipülasyonunu hayatımıza koymadık, koymayacağız.İnsani duygularımızı ve merhametimizi defnetmeden evde yaşamayı öğrendik.Şükür demeliyiz. Biliyor musunuz dün akşam iftar saatini çok az geçmişti. Mutfağa gidip kendime çay koydum ve pencere yaklaştım. Dışarda çöp arabası yaşadığım apartmanın çöpünü almak için durmuştu. İçimden acaba iftarlıkları var mıdır diye geçirdim Penceremi açıp, seslendim ve sordum. Temizlik elemanları teşekkür ederiz, gerek yok dediler. Bunu herkesin yaptığına inandığım için yukarda yazdığım henüz merhamet ve insani duygularımızı öldürmedik cümlesini yazdım.Bunlar bizim bilgece değil imanca yaptığımız hamlelerin adıdır. Onur duymalıyız bundan.
Ne düşünüyorum biliyor musunuz; virüs kapitalist dünyayı birbirleriyle savaştırdı.Bu arada geri kalan azgelişmiş ülkeler de bundan zarar gördü. Onların derdi tek başlı dünyayı kurmaktı. Fakirler ölse ne olacaktı ki?Birbiriyle yaptıkları sermaye savaşı virüsü atam bombası konumuna sıçrattıHem onlara hem bütün dünyaya biyolojik atom bombası düştü artık. Onların tek başlı dünya oyunu başlarına dert oldu.Bunu hesap edemediler.Sonunda virüs tarihin en büyük katilleri olan Hitler ve Stalin’den daha büyük daha acımasız katili olduğunu gösterdi. Haydi bakalım kapitalist dünya, yenin bakalım, elinizle doğurduğunuz virüsü. Virüs tıpkı babasını öldüren evlata benziyor.İster kabul edin ister etmeyin, bu böyle. Tarih bunu açığa çıkarır mı bilemem.Komplo teorisyeni değilim ama düşüncem böyle.Kapitalistler büyük hedefleri için bu küçük virüsü ürettiler ama top tersine döndü ve kendilerinide vurdu. Kapitalistlerin zihin oyunları kendilerinide yendi. Şaşkın şaşkın virüsü mercek altına aldılar ama virüs kendini insanlarının ciğerine gizlendi. Bizim gibi insani duygusu yüksek ülkelerde zarar görmesi onların umurunda asla değil.Tek bir dertleri Dünya’yı yönetmek hemde bir lider ülke olmak şartıyla.Saat mi;04.26. Uyku nerdesin. Gel artık. Gözlerimi kapatıyorum, şu an.
Sabah 10.54 uyandım.uyku ile uyanıklık arasında yatmışım. Hayal mi gördüm, yoksa rüya mı, yoksa hülya mı, anlayamadığım bir şekilde yatmışım.
Elim Ömer Seyfettin’in hikaye kitabına kaydı ve okumaya başladım. Sabah sabah ne çıkar bahtıma bakalım.Evet tesadüfen açtım “Primo Türk Çocuğu” geldi. Bu meyus ve güneşsiz Mayıs sabahında gelebilecek en güzel hikaye dedim ve okumaya başladım.Henüz perdesini açmadığım odamda fon müziği piyanodan geliyor.
Bu arada dostlar dolar 7.14 altın 392 oldu.Eee iktisatçı olunca bakmak gerekiyor. Borsada düşük merak etmeyin.
Bir taraftan hikayeyi okuyor diğer taraftan akordiyonda ki Azerbeycan müziği dinliyorum. Hikaye ve müzik çok uydu. Bu hikayeyi okumadan ölmeyin. Okuyanlara hakkımı helal ediyorum. Müthiş dolu.Hemde Türklük duygusu dolu. Lütfen okuyunuz. Türk milliyetçiliği, Kenan’ı Rum’u, Asya’yı ve Afrika’yı Avrupalı yapmak isteyenler nasıl anlatılmış, şahit olun.Hikaye henüz bitmedi. Müsadenizle hikayeye döneyim.Ömer Seyfettin’in belkide en uzun hikayesi. Yoruldum. Kitabı kapadım. Yatağımdan çıktım. Pencereleri açtım. Sallanan koltuğuma oturup, müzik dinlemeye başladım.
Hikaye bir davası olanların okuyacağı türden. Halen bitmedi dedim ya uzun diye.Öyküyü bitirdim. Muhteşemdi.
Saat 15.28.Prof. Dr. Yüksel Birinci bey aradı. Bu süreçte beni hiç yalnız bırakmadı. 45 dakika telefonda sohbet ve sonra bana gitar çaldı, sonrada kirpiğin kaşına değdi zaman türküsünü dinle dedi. Telefonu kapattık. Bende sitede yürümek için dışarı çıktım ve türküyü dinledim.06/05/2020