Bu gün evim gökyüzü kadar boş deniz kadar sakin. Karanlık olmadığı için yıldızda yok. Atmışlık delikanlıyken bir virüsün korsanlarının eline düşmeden evinde forsa (esir) oldum. Odamda volta atarken, öldükten sonra dirileceğime nasıl iman etmişsem, bu virüsünde bir gün biteceğine öyle iman ettim.
Odam bir elemhane değil ama ülkem öyle. Ülkem nihayeti olmayan “ sen-ben” davasında siyasetin bataklığına düşüyor. Gece iki günlük dışarı çıkma yasağı ilan edildi. Gördüm bu millet maneviyatlı ve maneviyatsız hepsi anarşist. Saldırdılar ekmeğe, rakıya, çikolataya. Bittiğimizin resmini görmek bitirdi beni. Unutmamak gereken bir cümlem var; felaketler geçici olur. Türkiye’nin ideal nuru değil reelin nuruna ihtiyacı var. Söz bitsin davranışlar hakim olsun artık. İşte bu olmadığı için kalbimde yeri belirsiz bir acı sızlıyor.
(12/04/2020)
Karanlığın eline düşmüş odam. Esaret makamındayım. Tam karanlığın esaretinde olmak ve yıldızları görememek. Dışarı çıkma yasağı konunca sokağa çıkanlar, ölüme hazır insanlar sanki. Ama aldıklarına bakınca ölüm gerçeğinin anlamını dahi bilmedikleri anlaşıldı. Yazık... Yazık... Savaştan kaçanlar sokağa çıkanlardan daha az vatan haini, bence. Çünkü kaçan sadece kendine zarar verirken sokağa çıkanlar koca bir topluma verdiler. Haberleri mi yoktu verecekleri zarardan. Vardı ama şuurları yoktu. Şuur toplumu... Her toplum olduk. Sanayi, sevgi, Osmanlı, milliyetçi, cumhuriyetçi toplumu olduk ama bir türlü şuur toplumu olamadık.
Mutlu akıl, huzurlu akıl insanın günlük hayatını da mutlu kılar. Stresli akıldan, gergin beyinden mümkün olduğu kadar uzak ol. Aklın aklını yönetsin ki, aklın vücudunu yönetsin. Kalbinin içine sevinç koy, neşe koy ki, ruhun sevinsin, yüzün gülsün. Sabah kalkınca önce kendine “günaydın, merhaba, hayırlı sabahlar olsun” de. Bundan sonra uyandığın için şükret Allah’a. Şükrünü uzattıkça gün içindeki huzurunda artar ve uzar. En gergin olduğun günde bile bu ilaçtır. Yorgun bitkin çökmüş Aklın beynin panzehri şükürdür. Türkiye’de her fert Endülüs kadar zengin oldu ama asıl problem onların El-hamra olmalarıyla başladı. Yani şükürsüzlükle, yani şatafatla. Endülüs El-hamra ile nasıl bitmişse şükrü unutanlarda öyle bitecek. Formül belli; “Endülüs ol, El-hamra olma”.
Hayatın bir dönemecini yaşıyor bütün insanlık. Çözümde o dönemecin içinde dönüp dönüp duruyor.
Eve bedenimi kapattım ama ruhumu kapatmadım. Ruhum her yeri geziyor (Tweeter hariç) Aydın insanların değil mahalle dedikoducuların yeri bu Tweeter. Okumuş insan yorumu yanlış da olsa kendi yapar. Ruhum gezdikçe acılarımdan hep kurtuluyorum. Ruhum uçtukça bir beyaz güvercin ona eşlik ediyor. Buna ben adilce yaşamak dediğim için mutluyum. Hem de çok mutluyum.
İnsanlar insanların dış görünüşüne Allah ise içine bakar. Yani gönlüne ve ruhuna. O nedenle ruhum özgür eve kilitli değil. Eve camiye mescide okula fakülteye mahalleye tweeter’a kilitlemedim. Sosyal bilincim gün geçtikçe bireyselleşiyor. Ben artık ben değilim. Ben kendim oldum. Kendin olmak kimseye değil kendin için var olmaktır. Ben bu süreçte beni öldürüp kendimi dirilttim. Yeni birey tipi kendi olan birey tipi olacak galiba. Bireyin bireyselleşmesi bitti kendi olma dönemi başladı. Virüs insanlık dönemecinin önemli bir kırılma ve geçiş devrimi. Tıpkı Fransız devrimi gibi. Ne demişti şair Yavuz Bülent; öldür bendeki beni dirilt kendinle. Şimdi ben kendimi, kendimleye çevirdim.
(13/04/2020)
Kaybettiğim oyundan öğrendiklerim kazandığım oyundan öğrendiklerimden daha fazladır derler, Bende bunları yaşadım. Yolculuk ettiğimiz yolu en başında görmek gerek.
Bir aydır mezarlığa gitmiyorum.