İçim dolu gözlerim dolu beynim taşmak üzere. Bu cuma sabahı ve gece rüya çeşmesinden içtiğim bir kaç damla su. Yarabbi garibe gurabaya yardım et. Hastaya, yolda kalmışa, borçluya ve işsize merhamet et, rahmetini esirgeme. Ebediyete göçenlerin mekânını cennet eyle. Size iman etmiş olanları hastalar garipler peygamberimiz evliyalar yüzü gözü hürmetine koru kolla. İçim yanıyor, gözüm akıyor, gönlüm paramparça... Sana secde etmekten beni bizleri mahrum etme. Kelime-i şahadet getirerek ölmeyi nasip eyle yarabbi. Kimsesizlerin sahibi dertlilerin dermanı sensin. Buna bütün kalbimizle inandık iman ettik. Bizi bu imandan mahrum etme yarabbi. Ahiretimizi serin eyle.
Rüzgârda süzülen yaprak gibi indim yatağımdan ve kahvaltımı yaptım. Kömbe, peynir, zeytin, çay. Ve yine dünya penceremin ötesinde hem yakın hem çok uzak. Suçunu bilmeyen biri gibi mücrim bir korku içindeyim. Susuyorum ve kendimi dinliyorum. Yani içimdeki kendimi. Manevi bir vecdin cezbenin coşkunun bir ateş çukurunun içine düşmüş gibi, içim, Yanıyor. Hayatın hakikatini anlamayan bir gafil olmadığımı anlıyordum, bu gün. Sanki somut bir rüya içindeyim. Yangımı duyduğum bir ibadet üzerindeyim sanki. Abdestim yok seccadem serili değil ben kıyam da değilim, bu nasıl bir kutsiyettir, anlamıyordum. Ömrüm oldukça unutmayacağım bir iç ahenkti bu. Evde kal emrine uymadan önce kurumuş bir ağaç gibiydim. Eve girdim ağaçlar yeşerdi, filiz verdi tomurcuk oldu yaprak oldu ve sonunda çiçek açtı. Yarabbi af et beni der gibi içimde sallandı çiçekler.
Aynamla konuşuyorum. Aynamın çerçevesi yok. Garip bir ayna. Ben ne yapsam aynısını yapıyor. Sanki beni taklit ediyor. Aynadaki ben acaba içimdeki ben mi? Yoksa içinde ki ben aynadaki ben mi? Olabilir mi? Bilemiyorum. İçimdeki ben aynamdaki ben. Aynam kendim. O nedenle çerçevesiz. Fakat aynanım etrafı görünmez bir ışık pervanesiyle çevriliydi. Hislerim, fikirlerim itikatlarım muhabbetlerimle donanmıştı ışık. Kuğunun karga olmadığını anlamak nasıl bir şeyse içimdeki benle aynadaki benimle aynı olmadığını anlamak aynı şey Bunların farkında olmakta müthiş bir duyguydu. Şiiri olmayan şair, keşfi olmayan dahi ilimsiz âlim ve kerameti olmayan veli misali ışık pervanesinde içinde döndükçe dönüyor ve hiç bir şey olmadığımı anlıyordum. Anlamak için durmak düşünmek tevekkül etmek gerekti. Bunların hiç biri yokken nasıl olurda anlıyordum. Bu da külli bir yalan. Kanatsız kuş uçar mı, hörgücü olmayan deve çöl sıcaklığına dayanabilir mi? Hayır. Şimdi ben bunlarsızım ve anlıyordum. Koca bir yalan. Kendine gel. Aslına rücu et ve hakikatin sırrına ulaş... Kafam dolu, çakıl taşlarıyla. Testere geçiyor gibi beynimden. Yorgunum ve hadsizim. Hadsizim... Haddini bilmek... Sağ elimi yumruk yaptım sol mememin altına hızlıca vurdum. Hülyalarımdan uyandım. Odamı dolduran ud ve kanunun birlikte icra ettikleri “resitalle “yalnızım yalnızım dostlar” şarkıyla kendime geldim. İflasın eşiğinden döndüm bu sabah. Yani tasavvufu yaşamayan ölü oldum. Yorulduk değil mi? Uzan haydi musalla taşına. Gör gerçekleri.
Evim evim güzel evim. Musalla taşım olan evim.
Bana Nice şifalar veren yalanlarımla boğuldum. Yoruldum ama asla isyan etmedim...
Ölçülü sev demişti şair. Anlamamıştım. Şimdi anladım ki ölçülü sevmek letaifleri her makamının tadını çıkara çıkara geçmekmiş. Ne mezar kadar küçük ne üniversitenin kapısı kadar dardır gönlümüz. Allah’ı alacak kadar büyüktür, gönlümüz.
Virüsten kanımız çekiliyor yüzümüzden. Korku cadde cadde sokak sokak ev ev. Ve yine bu günden itibaren iki gün sokağa çıkma yasağı kondu.
Bu gün yemekten sonra boğazım yanmaya başladı. Muhtemelen pastırmadan ve reflüden diye düşünüyorum. Tabi beynimin en olumsuz fikirleri de ürettiğini söylemem gerek. Mide koruyucu içtim belki bir saat sonra gıcık ve yanma gider. İnşallah korkularımla yüzleşmem. Yüzleşirsek de yapacak bir şey yok. Allah kerim deriz. İşte beyin böyle bir şey. Kendi ölmeden organları ürettiği negatif ışınla öldürüyor. Allaha sığındık hepimiz. O en güzeli bilir. Bu arada Romeo ve Jülieti izliyorum. Romeo öldü. Jüliet sevgilisini son kez bir defa daha öpecek şimdi. Zehir kalmışsa dudağında bende içer ve ölürüm dedi Jüliet. Ama hançeri aldı ve Jüliet karnına soktu. Hançere senin kanın burası orada paslan ve ben öleyim. İkisi de öldü şimdi. Filmin tadı tuzu vardı ve bitti. İki düşman ailenin nefreti sevgiyi öldürdü.
(17/04/2020)