Hoca;

-Mahmut, ben busu sana veririm ama bir şartla. Hatıra, hatıra verilmez, şartla verilir, dedi.

-Neymiş şartın hoca?

-Bunu eline aldığında, buraya neden düştün bayıldın? Sekiz gündür neden yatıyorsun? Kim sebep oldu? Bunu söylersen bana açık olarak, ben de bunu sana veririm. Söylemezsen veremeyeceğim, sen başka çarene bak, dedi.

Mahmut, başka yerden sazı yine bulurdu, ama o an içi coştuğu için;

-Hocam, götürme söyleyeyim, dedi.

Hocada;

-Öyleyse, benden sana hatıra kalsın, dedi. Getirdi, Mahmud’un eline verdi, Mahmud’un karşı tarafına oturdu.

-Haydi bakayım oğlum. Bununla açık olarak konuş ki, annen de anlasın, ben de anlayım, dedi.

Mahmut, sazı aldı, kırk yıllık ustaymış gibi tellerini gerdirdi. Bağrına basıp aldı bakalım orada Koca Cihan ile annesi kocakarıya ne söyledi?

Canım nine gözüm hoca

Ben bir aşka duçar oldum

İçmişim kırklar tasından

Gizli idim ayan oldum

Mahmud’un annesi kocakarı sordu ki;

-Hocam! Bu çocuk Arapça mı konuşuyor, Farisi mi konuşuyor, yoksa Kürtçe mi söyledi? Türkçe’ye hiç benzemiyordu. Bu çocuk ne diyor? Ben anlayamadım, sen bir şey anladın mı?

Hoca Cihan;

-Ninem çok açık Türkçe konuştu. Çocuk diyor ki: “Ben pir elinden bade içtim, âşık oldum.” diyor.

-Vay ocağın bataydı hoca! Allah’tan korkmuyor musun? Bu koca bir şehzade, nasıl âşık olsun?

-Nine ben ne yapayım, oğlun diyor. Oğlum annen anlayamamış, şöyle açık lisan olarak hele bir daha söyle.

Mahmut aldı bir daha:

Yâr yoluna koydum canı

Bidemden akıttım kam

Babam yok ki bilsin hali

Gizli derde duçar oldum

Annesi kocakarı:

-Bu kez ne söyledi hoca?

-Ne söyleyecek nine; açık lisan olarak; “Babam yok ki halimi bilsin. Annem ne anlayacak bunlardan.” diyor.

-Vay ocağın bataydı hoca! Çocuğu baştan çıkartmaya geldin sen, dedi.

-Oğlum, annen bana intizar ediyor, anlayamıyor. Açık olarak bir daha söyle, dedi.

Mahmut aldı bir daha:

Ben MAHMUD’um arttı gamım

Asumana çıkar ünüm

Mısır’dadır Nigâr Hanım

Ben bu elden gider oldum

Böyle deyip kesti. Hoca Cihan yukarıya doğruldu, Mahmud’un annesine; -Anne, bana intizar ediyordun. Simde senin ocağın battı mı, dedi. -Ne oldu hoca?

-Ne olacak dedi. Bu yaşına geldin. Bak kafanda tüy kalmamış. Hiç Mısır diye bir şehir duydun mu sen?

O zaman telefon yok, v as ait yok. Şehirler kolay kolay bilinmiyordu. Koca­karı;

-Yok, duymadım Hocafendi, dedi.

-Duymadıysan duy, dedi hoca. İşitmediysen, ben sana işittireyim. Mısır diye bir şehir varmış. Orada Esat isminde bir paşa varmış. Onun da Nigâr isminde bir kızı varmış. Oğlun ona âşık olmuş, mademki bilmiyorsun, dedi.

Kocakarı kalktı, hocayı itekliye itekliye kapıdan çıkarttı.

-Sen ne iş görmeye geldin? Çocuğu baştan mı çıkartacaksın. Cehenneme kadar git.

Hocayı kovdu, geri geldi. Dedi ki:

-Oğlum! Sen hocanın sözlerine bakma. Hoca bizi çekemiyor. Babanın büyük düşmanıydı bu. Babandan korkarak ses çıkartamıyordu. Şimdi, baban öldü, seni genç bulup yurdunu yuvanı dağıtmaya çalışıyor. Sen koca bir hükümdar oldun, seni hükümdar ettiler. Sen âşık olabilir misin? Âlemin içinde küçülmemize sebep olursun.

Aldı çocuğu eve getirdi. O gün tazim taktir... Kocakarı ertesi gün bir mümkün çocuğu makama gönderdi. Çocuk geldi, babasının makamına oturdu. Ama, babasının o şirin tahtı çocuğa diken oldu. O yana bu yana burkulmaya başladı. Biraz oturduktan sonra, bir-iki saat kadar, yukarıya doğruldu.