(4)

Kararlaştırdılar. Derviş gitti, mahsustan saklamış olduğu elmasını şal cübbesinin cebinden çıkarttı, Hurşit Bey’e verdi. Hurşit Bey, elmayı cebine koydu.

-Ulan bu adam ihsan almıyorum dedi ama, herkese çok ücret verdim, buna neye vermeyeyim, dedi.

Elini cebine atıp cüzdanını çıkartınca, yanından vezirinden başka kimse kalmamıştı.

Vezir ne oldu bu adam, ikimizin ortasındaydı?
Ne olduğunu bilemiyorum, dedi.
Tamam vezir, dedi. Boş adam değil, murat alırız inşallah.

Kalktılar. Zaten az bir yollan kalmıştı, bir saatlik filan. Gençkahraman şehrine geldiler. Akşama kadar divanhanesinde kaldı, akşam oldu evine geldi. Hanım sultanla yatak odasına geldiğinde elmayı cebinden çıkarttı. Dervişin tarifi üzerine ortadan kesti. Yansım hanım sultan yedi, yansım da kendisi yedi. Tabi, birkaç aydır hasretler idi. O gün bir arada kaldılar.

Hikmet-i Perverdigâr... O günden itibaren hanım hamile kaldı. Dokuz ay, dokuz gün, dokuz saat, dokuz dakika tamam olduğunda hanım sultan ikiz olarak, bir kannda iki tane oğlan çocuğu dünyaya getirdi. Hurşit Bey’e müjdeciler geldi, tik enirinde;

Ne kadar hapisim var ise hepsini azat ettim, dedi. ikinci emrinde;
Milletin hükümete ne kadar borcu varsa hepsini affettim, dedi. Üçüncü emrinde;

-Milletin birbirine ne kadar borcu var ise, ilmühaberle gelsinler, benim hazneden verilecek, dedi.

Dördüncü emrinde;

-Üç gün bayram olacak, tatil yapılacak. Bütün ahali benim kesemden yiyip içecek, diye İlan etti.

Yoksullara demkeşlerin koltuğunun altına karpuz sığmaz oldu, inkılap jandarmasına döndüler. Sağda solda sevinenin hesabı yoktu. “Üç gün yer içer yaşarız” dediler. Üç günlük tatilden sonra çocuklara cariyeler, hizmetçiler tutuldu.

Bu çocuklar isimsiz olarak beşer yaşına kadar süt annelerince büyütüldüler. Beş yaşma değince veziri vüzerası dediler ki;

-Yahu, hükümdarın evvelce çocuğu olmuyordu. Cenab-ı Hak buna iki tane şehzade ihsan etti. Beşer yaşına geldiler, daha isimleri konulmadı. Kimsede görmediydik. Hurşit Bey’e bir müracaat edelim de çocuklan getirtelim, çocuklara münasip birer isim koyalım. Veziri vüzerası herkes çocuklan görsün ki, bakalım çocuklar nasıl, büyümüşler mi?

Hurşit Bey gelip de divanhaneye makamına oturunca, birinci veziri ayağa kalkıp;

-Devletli hükümdarım! Müsaade ferman buyurursanız, biz bugün şehzadelerimizi huzura getirip münasip birer isim koyacağız ve herkes de şehzadelerini görsün, dedi.

Hurşit Bey o yana bu yana baktı, derviş yok. “Acaba yarın gelir mi? Belki gelir!” diye düşündü.

Arkadaşlar! Bugün durun da yakın koyalım, dedi.
Peki dediler.

O gün durdular, ertesi gün yine müracaat ettiler. Yine Hurşit Bey dervişi göremeyince, “Belki yarın gelir” umuduyla;

-Arkadaşlar! Bugün durun da yarın koyalım, dedi. Ertesi gün oldu. Dediler ki:

-Beyim herhalde sen bu çocukların ismini koydurmak istemiyorsun. Bugün yarın diye bize atma yapıyorsun. Bugün de eğer çocukların ismini bize koydurmazsan, evladındır, bir daha karışmıyoruz, ne koyarsan koy, dediler.

Bunu duyan Hurşit Bey, zavallı, kendi kendine, “Çocuklarının ismini koydursam dervişe yalancı çıkıyorum, koydurmasam vezirlerim bana küsüyor. Ya Rabbi! Benim halim sana malum.” dedi. Dışarıya çıktı, yönünü kıbleden tarafa döndü, ellerini semaya tuttu.

-Ey yoklan var eden, dedi. Vezirlerim bana darılıp inciniyor. İşte görüyorsun sana malum. Çocukların elmasını veren ihtiyar dede de kayıp, dedi.

Dua etti, elini yüzüne çaldı, kapıdan içeri girdi. Makamına oturuyordu ki, ihtiyar derviş içeri girdi. Bunu gören Hurşit Bey, görür, görmez tamdı. Yavaş yavaş adımlarla geldi, divan ortasında ihtiyar karşılayıp elinden tuttu. Yavaş yavaş adımlarla getirip makam ma oturttu. Kendi de tek diz olup yanma kısılıp oturdu. Orada oturan vezir vüzerleri birbirlerinin yüzüne bakıştılar. “Bunda bir hikmet var ki. koca bir bey, bir dilenciyi makamına oturttu. Kendi yanına kısılarak oturuyor.” Millet tereddütle birbirlerinin yüzüne bakarken, Hurşit Bey bunu anladı, yukarıya doğruldu:

Ey on iki mirzahanlarım!
Buyrun şahım, dediler.

-Çocukların ismi şöhret zamanı geldi. Emir ferman buyurun, çocuklar huzura gelsin, dedi, isimlerini koyalım.

Kendi başta olarak vezirler emir buyurdular. Kapıcılar hizmetçiler gittiler çocuklan alıp huzura getirdiler. Beşer yaşına değmişlerdi. Babalan Hurşit Bey’İn işaretiyle çocuklar ileriye geldiler. Evvelce dervişin elini öptüler.