Amerika´nın İslami örgüt kurma, geliştirme yahut işbirliğine gitmesi, geçen yüzyıl başlarına kadar gidiyor. Sosyolojiye ihtiyaç hissetmeyen bir toplumda yaşamayı isterdim ama maalesef olmuyor. Hangi olaya el atsak beynelmilel şebekelerle iç içe geçmiş, tarihî bir boyut mutlaka çıkıyor. Tarihî olaylar süreklilik arz edince de sosyolojik boyut kendiliğinden ortaya çıkıyor. Sosyolojik, yani sosyal-iktisadî-siyasî güçlerin, anlamayı zorlaştırdığı; en ideolojik, en istismara açık alan? Bilmeyi operasyonel eylem için yücelten bir çağda, yanılgılarımızı temiz kılacak tek şey niyetimizdir.
Wallace Fard (Farz) Muhammed ile başlıyor ilk kanlı canlı mehdi hikâyesi... Hazretin 1877´de doğduğu sanılıyor, Amerika´da İslam´ı yayan ve ?İslam Milleti? örgütünün kurucu lideri olarak aniden beliriyor. Hayatı hakkında neredeyse sağlam hiçbir hiç bir bilgi yoktur. Bu ise sıkı denetimli bir devlet olan ABD tarafından büyük bir karartmalar uygulandığını göstermektedir. Yaydığı dinin İslam diniyle bir ilgisi olmasa da, kendisinin Mekke´den gelen peygamber olduğuna dair bir söylenti yaygınlık kazanıyor. En ilginç gelen tarafı ise Türk asıllı olduğu şayiasıdır; şayia ABD´nin resmî fısıltısı olduğu için dikkate değer. Halifeliğin kaldırıldığı, hilafet otoritesinin kalmadığı bir zaman diliminde Türk asıllı bir otoritenin psikolojik etki uyandıracağı düşünülmüş bile olabilir.
ABD deyince Hitler´in genetik uzmanlarını Nazi soruşturmalarından uzak tutarak, onlara özel enstitü açan bir ülke akla daima getirilmelidir. İslam adına, insan kurban edildiğine dair rivayetler de dâhil, islamla taban tabana zıt işler yapılmasına rağmen; Wallace, kısa zamanda taraftar buluyor. Bir beyaz olduğu halde öğretisini zenciler içinde yaymasına özellikle alan açılıyor. Bu dönemler üzerine karartma had safhadadır. Gözetilen şu olabilir: Zencilere mahsus bir garip din ile Amerika´da taban bulması, ABD´nin zencileri bertaraf etmesi için zemin oluşturur. Daha büyük hedef: ABD tarafından denetlenen, sahih İslamiyetten farklı bir İslamiyet kurmak. ABD´nin hem kendi düşmanı olarak, hem dostu olarak çift yönlü fonksiyona sahip örgütler oluşturması bugün de şaşırtıcı değildir. İslam dünyasındaki İslamî örgütlerin kuruluşu, sonra onların terörize edilişi ve yaratılan fesat ortamlarından Ortadoğu ve tüm dünya müslümanlarının ne çektiği aşikârdır. Hikâyeler; teşkilatlandırma, silahlandırma, farklı biçimlendirme yönlendirme konularında hep birbirine benzemektedir.
 Wallace Farz, 1934´de aniden kayboluyor, sonrasında ne olduğuna dair hiçbir kayıt yok. ?Gizli Dosyalar? Amerikalı araştırmacılara bile kapalıdır. Hakkında yazılan bir literatür var ve tamamı müphemliklerle dolu ve roman havası taşıyor. Bence efsanevi, mistik şahsiyet ve oluşumlar, ?bulandırmak, karıştırmak, yönetmek? konusunda uzman ABD gibi bir devletin daima işine gelmektedir. Osmanlı Devleti sonrası beşeri coğrafyası itinayla parçalanmış sınırlar arasına yerleştirilen ve düzmece ulus devletler içindeki tebaa, işbirlikçiliğe, ihanete biteviye imkân açmaktadır.
Türkiye´nin baskı altında tutulması için ise, başta darbeler olmak üzere özel çabalar söz konusudur. Ülkemizdeki her çeşit dinî, ırkî unsurlar ABD´nin ve İngiltere başta sair batılı devletlerin siyasî enstrümanı olmaya uygun malzemelerdir. Belçika gibi devletçikler de AB´nin figüratif şahsiyeti olarak görevlerini yerine getirmektedir.  Arada bir canlılığı tavan yapan ve adına ?yabancı düşmanlığı? denilen ?Derin Haçlı? hareketlerin mayası Türk Düşmanlığı ile yoğrulmuştur. Wallace Farz´ın bir Türk ajanı olduğu ve İkinci cihan Harbinde Almanya hesabına çalıştığı iddiası nedensiz olmadığı gibi, işlevsiz de değildir.
Wallace Farz, ortaya çıkışı da, kayboluşu da muamma? Kaybolduğu anda ise adeta göğe çekilen Tanrı´dır ve yerine Elijah (İlyas) Muhammed´i peygamber olarak bırakmıştır. İlyas isminin seçilişindeki maksadın anlaşılması için Kur´an-ı Kerim´e bakılmasını şiddetle tavsiye ederim. Mesih gibi göğe çekilmişlik ve Mehdi gibi kurtarıcılık vasıflarının her ikisi de aynı anda devreye sokulmuştur. Hristiyan bir toplumda ve müslüman bir zihinde Mesih, son derece işlevseldir; ekstradan Müslümanların ahir zaman umudu mehdilik de, Elijah´ın istihdam edildiği kadroya münasip düşmektedir. Nöbeti devralan Elijah, doğrudan peygamberliğini ilan eder ve tebliğine esas olan kitap, önceleri Wallace Farz´ın kırk soruya verdiği cevaplardan oluşmaktadır. Sonra ise, Kur´an yerine Elijah´ın aldığı vahiy ikame edilmiştir; taraftarların İslamiyet´le ilişkisi Elijah´ın kendi rabbinden aldığı mesaja göre biçimlenmiştir.  Malik El Şahbaz´ın (Malcolm X) gerçek Müslümanlığa yönelişi ABD´nin hesabına gelmemiştir. Malik, şehit edilir; şahadeti ustaca düzenlenmiş su-i kasttir. Hayatının sonlarına doğru Elijah´ın misyonunda köklü bir değişiklik yaşanmış, dinler arası ve ırklar arası diyalog ve barış söylemi ön plana geçmiştir. Ehl-i sünnet çizgisine yakın her türlü İslami yapılanmaya ise düşmanlıkları şiddetini asla yitirmemiştir.
İslam adına mehdi yahut Mesih konseptinde liderler itinayla eğitilmekte ve görevlerini yerine getirmektedir. Wallace Farz, paraşütle inmiş gibi ABD´de boy göstermiştir. Yeni Zelandalı olduğunu mülteci kayıtlarında geçtiğine göre, İngiliz eli işin içine girmiş olabilir. Yeni Zelanda gözlerden uzak, İngiliz kültür hinterlandında bir ada ülkesidir; kaçmalara, saklanmalara ve bu tür işleri tezgâhlamaya uygun bir yerdir. Elijah´ın önceki hayatı, seçilmiş bir tip olduğunu göstermektedir. 1970 sonrasınada, Elijah büyük bir patrondur. Artık yalancı peygamberin pastaneleri, berber dükkânları, kafeleri, marketleri, perakende satış mağazaları, gayrimenkul holdingleri, bir esaslı matbaası, Alabama ve Georgia´da geniş tarım arazilerine sahiptir. Örgüt, vergiye esas 75 milyon dolarlık bir servete sahipti. Yalancı peygamber aynı zaqmanda dolar milyoneriydi.
Bu Mesih veya mehdi işlevli dinî önderlerin her zaman uzun emeklerle yetiştirilmesi gerekmez. ABD, İslam ülkelerinin tamamında, şartlara uygun profil taşıyan pek çok kimseyle uzun süreli bir projenin parçası olarak geçici ittifaklar kurabilen bir ülkedir. 11 Eylül hadisesi arifesinde Usame bin-Ladin ile Amerika hatları sonuna kadar açıktır. Bugünün düzmece halifelerinden El-Bağdadi hakkında net bilgiler bulunmasa da 1971 yılında Irak´ın Samarra ilinde doğduğuna inanılır. En önemli ayrıntılardan biri Amerikan işgali sırasında Amerikan askerlerinin silah ve mühimmatlarının koruması ve lojistik destelerini sağlanmasına yardımcı olmasıdır. O sıralarda IŞİD ile ilgili planların içine girmeye başlamıştır. Saddam´ın albaylarından Hacı Bekir, destekleyerek onu emir seçtirmiştir ve adı da İbrahim Ali iken birden bire Ebubekir El Bağdadî oluvermiştir. Bu da paraşütle gelen halifelerden biridir. Usame öldürüldükten sonra, el Kaide´den daha sert ve daha kuvvetli bir örgüt ve bir lider ortaya çıkmıştır. ABD çekildiğinde, Irak´ta yaşanan herşey onun mirasıdır. Dünyanın en utanmaz devleti, hâlâ Ortadoğu´dadır ve elbette barıştırıcı değil, karıştırıcı olarak.
Türkiye´de daha önce laikliğin kılıf, bir kısım askerin fail olduğu yığınlarca Amerikan darbesi yaşanmıştır ama İslam´ın kılıf bir kısım örgütlü müslümanın fail olduğu bir darbe yaşanmamıştır. Fethullah Gülen, 12 Eylül darbe süreci içinde ve ondan sonra tüm otorite ve iktidarların kucağında teşkilatlanmıştır; Türkiye´den gidişi ise tam bir muammadır. Darbe teşebbüsünün ise tam teşekküllü olduğu konusunda benim en ufak bir şüphem yoktur. Ne Amerika yolsuzluğa müdahale edecek bir ilkeye, ne de mahut cemaat ahlaksızlıkla mücadele edecek bir din yorumuna sahiptir. Ak Parti iktidarından sonra, Amerika´nın darbe stratejileri değişmiş olabilir ve ufukta yeni mehdiler, ?kutb-ul aktab?lar bile belirebilir. Bana son elli yılın olayı gibi gözüküyor ve ?Nereden nereye?? dedirttiren en önemli olgulardan biri. Said Nursî ile ruhanî bağlantısına ve örgütün bütün işleyişine, servetine bakıldığında Elijah hareketine birbirinin kopyası gibi benzemektedir. Adı Fethullah olduğu için ayrıca azametli bir isme ihtiyaç hissedilmemiştir. Darbe başarılı olsaydı bizim bilmediğimiz bir unvanla Türkiye´yi teşrif ederdi ve milyonlarca ve gözü kara bir ordusu bile olurdu. Ben giyeceği kıyafetin, ikamet edeceği yerin, kullanacağı sıfatın ikametgâhındaki kasasında durduğuna baştan sona inanıyorum. Kendinden sonra liderliğe hazırlanmış ve bizim şimdilik bilmediğimiz bir naibi bile var olabilir.
Mehdi imalathanesi hâlâ aktif ve icabında itinayla da ihraç ediliyor. İslam ülkelerindeki iştahlı müşteri ordusu ise fikrî ve imanî sefaletimizin vesikalık fotoğrafıdır.