Bir ülkede kurallar herkese eşit değilse, gerçekten kural var mıdır?
Eski milletvekillerine tanınan trafik cezası muafiyeti tartışılırken insanın aklına ister istemez şu geliyor...
Madem ayrıcalık dağıtılıyor, o halde biz basın mensuplarına da tanınsın!
Sonuçta biz de kamu adına görev yapıyoruz. Gecenin bir yarısı bir olay yerine yetişmeye çalışan gazeteci, kamuoyunu bilgilendirmek için zamanla yarışıyor.
Trafikte birkaç dakika gecikmek, belki de önemli bir gerçeğin ortaya çıkmasını engelleyebilir. Bu açıdan bakıldığında, haber peşinde koşan bir basın mensubunun da hız sınırını aşması ya da kırmızı ışıkta geçmesi görev gereği sayılmaz mı?
Ama durup düşününce mesele tam da burada düğümleniyor. Eğer herkes kendi mesleğini gerekçe göstererek kuralların dışına çıkmaya başlarsa, ortada ne trafik düzeni kalır ne de hukuk.
O zaman doktorlar “acil hastam var” der, avukatlar “duruşmaya yetişiyorum” der, öğretmenler “derse geç kalıyorum” der…
Bu liste uzar gider.
Aslında bu öneri, bir talep olmaktan çok bir itirazdır. Çünkü mesele gerçekten basın mensuplarına ayrıcalık verilmesi değil kimseye verilmemesi gerektiğidir. Hukuk, mesleğe, unvana ya da geçmiş görevlere göre eğilip bükülemez.
Sonuç olarak mesele basın değil, eşitliktir. Ya herkes için aynı kurallar geçerlidir ya da hiçbirimiz için.